Kaymak tabaka
Kaymak tabaka
Mustafa Zahid Ergün
İki çeşit kurbağa deneyi var bildiğim. Biri;
içinde bulunduğu su birden ısıtılınca kaçtığı hâlde, yavaş yavaş ısıtılınca kaçmayıp kaynar suda önce rehavete
düşüp sonra haşlanan kurbağayı anlatır.
Diğeri;
süt kovasının içine bırakılan iki ayrı kurbağayı merkeze alır. Bunda da
kurbağalardan biri ‘zaten kurtuluş yok’ diye teslim olup kendini ölümün serin/derin
dehlizlerine bırakıyor. Öbürü çıkabilmek için sürekli çırpınıyor. Çırpınıyor,
çırpınıyor... Bir süre sonra bir bakıyor ki ayaklarının hızlı hareketi sonucu
süt sathında kaymak birikmeye başlamış.
Bu
kaymak tabakası, itici bir teşvik olarak kurbağaya can ve nefes takviyesi
yapıyor. Bilirsiniz, tüm işler inanmakta biter, yani inanmakla başlar.
Hikâyenin
sonunda kurbağa, üstüne basıp sıçrayacak kadar kalınlaşan kaymağa basarak
kovadan çıkmayı başarır, esaret biter.
Kurbağa,
kalınlaşan kaymağı özgürlüğü için bir araç olarak kullandı. Kurbağalar kaymak
yer mi bilemem ama bizimki durup onu yemeyi düşünmedi. Eğer bir başlasaydı
yemeye, tadına doyamayacak ve tabakanın incelen yerinden yeniden sütün içine
düşecekti. Bu şekilde her seferinde tav olsa, sütte artık kendini kurtaracak miktarda
kaymak birikmeyecek ve diğer arkadaşıyla kendisinin ölümü arasındaki tek fark;
sadece dakikalar olacaktı. Biri ataletten diğeri, tamahkârlıktan; ama mutlaka
öleceklerdi.
Ve
kurbağa öyle bir sıçrayış yaptı ki, oluşturduğu kaymağı dağıttığı gibi, kendini
bu duruma düşürenlere kolayca, beleşten elde edilebilecek bir menfaat da bırakmadı
geride.
Şimdi
günümüzdeki kaymakçı tabaka, oluşturdukları kaymakları ne için kullanıyor,
onlardan vazgeçebiliyorlar mı, yoksa onu, elde ettikleri hak olarak analarının
ak sütü gibi mi addediyorlar!
Elinde
olmadan da olsa eline geçen fırsatlardan vazgeçip dağıtarak ortalığı, hürriyetine kavuşanlar, çıkarken kovadan, en son olarak
belki, sütün dibini boylayan düşkün arkadaşlarına bir bakış atıverir o kadar. Bu
gidiş fikrini biraz önce dibe çöken arkadaşının ölümünden ilham aldığı için,
ondan af diler. Kendi kurtuluşunun, bir başkasının ölümünden neşet ettiği
düşüncesi kemirir beynini yine de.
İşbu sütün dibini mesken edinen kurbağanın, Attar’ın Sîmurg’undaki dipsiz vadilere düşen nice kuşlardan ne farkı var, hiç.
Yorumlar
Yorum Gönder