Kayıtlar

Ağustos, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İpler ve eller- İnşa edilen arşiv (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.5)

  İpler ve eller Yanı sıra ücretli rehberlik öğretmeni bile vermişlerdi, bolluğu varın siz düşünün. Yan tarafta temelleri atılan binanın yükselmesi gibi eğitim öğretim de yavaş yavaş yoluna giriyordu. Ücretli öğretmenlerimiz yedi kişiydiler. Hepsi de gayet çalışkan ve uyumlulardı. Eskisi gibi değildi artık şartlar. En başta,‘gelmeyince ücret kesilmemesi’ saçmalığını konuşmuyorduk artık. Önceki sene çektiklerimi bir ben bilirim. O saatten sonra zaten kimse de gündeme getiremezdi benim yanımda bu konuyu. Kökünden çözülmüştü artık, öyle Millî Eğitime çağırmalar falan olmayacaktı. Sağ olsunlar vali beyle de il müdürüyle de aramız çok iyiydi. Daireye gittiğimizde dediklerimizi vakitlice yaptırabiliyor, ihtiyaçlarımızı oyalanmadan temin edebiliyorduk. Koskoca okul almıştık, diğerleri devede kulak kalıyordu. Hüseyin’i bazen tıkıyorlardı, onları da telefonla ben çözümlüyordum. Herkesin her birimin numarası vardı. Taşbaşı’na gösterilen ihtimam, doğrudan valilik düzeyindeydi.   İn...

Tanımlıyorum (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.4)

  Tanımlıyorum Varlıklarını sadece uzaktan bilmekle yetinmek arzusunda olduğum, istikrarlı keder mesaisi yaşattıklarından tereddüt gölgesini üzerlerinden eksiltmeyip hariç tuttuklarımı saymazsak hocaların hepsiyle konuşulmaya, yazmaya, anmaya değer mazimiz oluşmuştu. Sabahları Matematikçi İlhan’ı (Kul) uyandırmak da mesaimin bir parçasıydı. Sadi’nin hem serviste bir ekmek bitirip hem de kahvaltıda yine en çok yemesi gibi; o da hem serviste uyur, hem gelir öğretmenler odasında kıvrılırdı yan yana sandalyelere, bir türlü afyonunu patlatamazdı. Ama çok iyi iletişimi vardı öğrencilerle. Maviş Gümüş İngilizceciydi. Eşi pilottu, aralarında evli olan tek oydu. Bir sene çalışıp eş durumundan gidecekti. Annesiyle kalıyordu merkezde. Artvinli olduklarından teyzeyle çok iyi anlaşıyorduk, babaanneme benziyordu. Bu son iki kelime aslında o kadar uzun ki. Nasıl anlatsam bilemiyorum. İki sene dolmadan öleceğini bilseydim, çocuklar gibi sırtımda taşıyıp parklara götürür, zaten iki etmediğim dedi...

Yardım istiyorum (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.3)

  Yardım istiyorum Beytullah idareyi bıraktığından -görev bana yapışmıştı ne yazık ki- sene başı kurul toplantısında ilk konumuz müdür yardımcısının kim olacağıydı. Kimse gönüllü olmazsa kura çekecektik. Bir arkadaş ‘ben olayım’ dedi. Norm fazlası olacağından Çimenli’de görevlendirilme ihtimaline karşı idareye kazık çakarak kendini sağlama almaya çalışıyordu. Onun yazısını hazırlarken, gitmesi gerekmeyeceğini öğrenip vazgeçti. Sene boyunca bana çektireceklerinin işaret fişeğini vermiş de haberim yokmuş. [1] Neyse dedim, anlayışlar karşılamaya çalıştım, yeni gelenlerden Hüseyin Özdemir başladı göreve. İyi ki de başladı. Dingin sessiz Hüseyin’le biraz abi-kardeş iyi ikiliydik. Olur olmaz her şeye sermayesi olmayan kişilikteydi. Köyde olduğumdan okulu ben açıyordum. Benden önce hizmetliler gelip sobaları yakıyorlardı gerçi; ama hiçbir gün olmadı ki, sabahçıları karşılamayayım. Nasılsa akşam fazladan mesaiye kalacağım, hazır evim de burada deyip geç kalmıyordum. Arkadaşların kendile...

Rapor veriyorum (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.2)

  Rapor veriyorum İnşaat işleri artık daha somut göstergelerle yavaştan kendini belli ederken, derdin başka çeşidi gelip kapıya dayanmıştı: Kadroluların rapor furyası. Memleket hasretleri depreşiyordu arkadaşlarda. Kurban bayramına gittiğinde tatilini uzatandan bilet bulamadığı(?) için gecikene, karne haftası kaçamak yapmak isteyenden sonrasında gelemeyene, bir yakınının düğününe gitmek isteyenden nişanlısıyla görüşmek için gidene; kırk türlü mazeretle devamsızlıklar oluyordu. Bunlara ek bir de okulumuzda görevlendirilen asker öğretmenin toplamda iki aya yaklaşan raporları dersleri hayli aksatıyordu. Geçen senelerde ücretlilerin ek ders meselesi, bu sene kadroluların rapor iştiyakına tebdil etmişti. Maaşları nispeten dolgundu ya, parayı önemsemiyor, resmî problem olmasın yeter diyorlardı. Olan yine öğrencilere oluyordu. Hepsinin ilk seneleri olduğundan bir nebze anlamaya çalışıyordum. Yalan yok, ilk senemde ben de bir kere rapor alıp gitmiştim nişanlılık dönemimde. [1] Eğitim öğ...

Tecrübesizlik mevsimi- İstimlâkin bedeli istiklâl (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.1)

      Tecrübesizlik mevsimi             İstimlâkin bedeli istiklâl 2013-2014 sezonunda her zamanki gibi yine, yeni, yepyeni iki önemli meselemiz vardı. Kadrolu öğretmenler ve kadrolu okul inşaatı. Tatilden döndüğümüzde bilmediğimiz okul tadilatı gibi sürpriz beklemiyordu en azından. Kör topal da olsa rutinin sıkmadan devam etmesi bazen diğerine göre nasıl yüce nimettir bilemezsiniz. ‘Hiçbir şey elde edilemez, elde edildiği düşünülen bir şey varsa o da elde edilen olamaz.’ [1] Aklımı uzun süredir kurcalayan sular durulmalıydı artık, yeterdi. Hani derin nefesler almak istersiniz ama ciğerlerinizi bir türlü tümüyle havayla dolduramazsınız ya, işte hayatıma kolayca teşmil edebileceğim bu hâli yine her gün yaşıyordum. Eşiği aşalı çok olan, artık acıya dönüşen sol omzumdaki [2] dayanılmaz iğneli ağrılara karşı şerbetlenmiştim. Beytullah köye yerleştiği için merkezdeki işler bana bakıyordu. Millî Eğitime gittiğimde t...

Dere ıslahı (Hakkâri'de 19 Mevsim- 8.10)

  Dere ıslahı 2014 Ağustosunda köye vardığımda sürpriz çok büyüktü. 2,5 sene önce yaşanan feci taşkından sonra derenin ıslah edilmesi için proje yapıldı. Köyün üst tarafından Zap’a kavuştuğu yere kadar yatak genişletilecek, yanlara altışar metre yüksekliğinde duvarlar örülecekti. Bu zamana kadar yaşanan en büyük felaketten başka bazı seneler maalesef çocuklar da düşüyordu dereye ve bazıları ölümle sonuçlanıyordu. Herkes yamaçlar ve kayalar konusunda genetik kodlarla şerbetli olsa da göz dönüyordu bazen. Bence kaza denmez ama, zorunlu şartlardan dolayı güvensiz bölgede yaşamak zorunda kalan köylülerin maruz kaldıkları durumlardı. Dere yatağı büyük büyük kayalardan V şeklinde hat oluşturuyordu. Kenarlarda hiçbir engel olmadığından kolayca inmek suretiyle tehlikenin içine giriyordu çocuklar. Özellikle top kaçtığında ekip hâlinde yarışıyor, hem önce alma hırsı hem de toptan olmama gayretiyle tehlikeyi göz ardı ediyorlardı. Bu taşlar kayalar kırılıp yanlarda duvar şeklinde yükselecekt...

Şehirden indik köye (Hakkâri'de 19 Mevsim- 8.9)

  Şehirden indik köye Kısaca şu gidişatı da aktarayım. Beytullah o sene köye taşınmayı kafasına koydu. Nisan başından beri iyice dillendirmeye başladı. Merkezin masrafları ve gidiş geliş bıktırmıştı bir buçuk senede onu da. Âdet olduğu üzere evin eşyalarını bütün hâlinde; beyaz eşyasından çatal bıçağına, oda takımından halı kilime her şeyi yekten birisinden satın almıştı 2500 liraya. Yıl 2012’ydi. Hakkâri’deki ikinci el eşya piyasası kadar milletin kendi arasında da el değiştirme vardı. Keyiften önce edinmesi gereken çok şeyi olanlar için h er zaman duvarlarda direklerde ya parça parça ya da tümden eşya satış ilanları olurdu. İstanbul’a tayini çıktığında [1] da kaldığı evde olduğu gibi bırakmış, yeni kişi doğrudan o eve taşınmıştı. Aldıklarının üzerine bir şeyler ve zaman eklendiğinden 3000 liraya bırakmıştı hepsini. Kullanılmışlığı da ekliyordunuz fiyata, indirim olarak yansıyordu anlaşmaya. Memurlar arasında eşya işleri böyle yürüyordu. Aksi çok nadir olmakla birlikte kimse Ha...