Kayıtlar

Temmuz, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hazırlık çalışmaları (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.6)

  Hazırlık çalışmaları Kendimizi sokağa, selamet sahiline dar attık. Dur bakayım adresi hatırlayabilecek miyim? Berçelan Mahallesi, Sümbül Caddesi, İncin Apartmanı, No:8/2, Hakkâri. Evet, doğru. Girişte bizimkilerle selâmlaştık, girdik eve. Gelmiştik. Asıl film, esas şimdi başlıyordu. Bir telefon kadar yakın olmak çok bir şey ifade etmiyordu düzen kurmada. Yorgunluktan uyuyakalmışız, evdeki tek mobilya olan kanepede. Yolda yemek için evde hazırladığımız üç beş parça azığımız vardı. Onlarla idare ettik. Sabah kalkınca, dibimizdeki, evin içinde sayabileceğimiz bakkal ve manavdan tedarik ederdik. Evde birçok eksik olmakla birlikte bugün yarın diye acelemiz yoktu. Düğünden sonra 2500 lira almıştık babamdan. Yaklaşık bir aylık maaşımdı, onu kullanacaktık ve belki biraz taksit.   İlk gün kahvaltımı edip çıktım evden. Eşim yapayalnız kalmıştı. Ne kimseyi tanıyordu ne de şehri. İnternet de yoktu daha, sadece bir telefon, bütün gün konuşsa hakkıydı. Evrakımı Millî Eğitime götürüp...

Olay yerinden bildiriyorum (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.5)

Olay yerinden bildiriyorum 12 Eylül 2010 günü aile tarihimiz açısından ne kadar önemliyse, başka mühim bir olay daha vardı ülke çapında. 1982 anayasasındaki önemli 26 madde paketlenmiş, mecliste kabul edilmiş, askerî darbeden tam 30 sene sonra aynı günde halk oylamasına sunulacaktı. Pek tabii oy kullanamadık, bütün gün yoldaydık. Hayatımızın dönüm noktasıydı, bambaşka bir döneme giriyorduk. Elimizde valiz ve birkaç küçük çantayla varıp yeni bir hayat kuracaktık. 7 ay içinde üç kere gidip gelmiştim yolları, biraz tecrübeliydim. Yolculuk bildiğiniz gibi, burada detaylarına girmeyeyim tekrar. Yaz etkilerinin daha kaybolmadığı bir Pazar günü indik Van’a. Merkeze geçip hemen Hakkâri’ye gitmek istiyorduk. Sonrasında gelip gezerdik ne de olsa. Çevreyolundan saptığımızda müstakbel, muhtemel ve muhammen sürprizlerle karşılaştık. Ortalık sağlamlık testinin son raddesindeki çelik halat gibi gergindi. Geçen dönem gördüğüm birkaç olaydan ağzım yanmıştı. Etrafta olan bitenin farkındaydım. Eşimin dış...

Dışarıdayız (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.4)

  Dışarıdayız Her gün 8-5 görev yapan bizler, törende aksaklık çıkmasın diye işleri sıkı tutarak özellikle son birkaç günde deviri artırdığımız 5-8 mesaileriyle hayli yorulmuştuk. Buna rağmen son gün olduğundan gece yarılarına kadar oturulmasına kimse karışmamıştı. Saat 2’ye yaklaşıyordu yattığımızda. Tek ve tok seslerle alanları inletemediğimiz, nizamiyedeki uykucu nöbetçileri sadece ufacık kıpırdatan tören ve bu sefer ölümle yoksulluğun yanında pek de yaman olmayan ayrılık hazırlıkları birbirine karışmıştı. En küçüğünden en büyüğüne bütün komutanlar teyakkuz hâlinde sürekli denetimle başımızda bitiyorlardı ansızın. Askerlikle ilgili birkaç rütbe, nişan, teorik pratik üç beş bilgiyle ayrılacaktık kışladan; sırtımıza vurulmadan, sırtımızdan vurulmadan. En büyük sorun üniforma poşetinin çizgilerinin paralelliği, yatağın bozuk para zıplatması gereken gerginliğini pek umursayan komutanın gereksiz gerginliği ve tören sırasında yemin masasına gidip gelirken akordeon olmamamızdı. Anlay...

‘İçeri’deyiz (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.3)

  ‘İçeri’deyiz Yemekleri özel şirket getiriyordu. Gayet güzel menülerle üç öğün iyi besliyorlardı askeri. Beğenmemeye çalışanlar oluyordu tabii, tabağın kenarından tırtıklayıp vakit müsaitse kantinin yolunu tutuyorlardı. Yalnız bir kusurları vardı. Sabah ve öğlen yemeklerden sonra diğer öğün için salata ve turşu tabaklarını masalara diziyor, üstü açık bırakıyorlardı saatlerce. Amerikan filmlerindeki taşra barlarının sabah görüntüsünü andıran eskimiş yemekhaneye vuran yatay güneşin huzmelerinde orta hâlli toz kalabalığının bir sonraki öğüne kadar yiyeceklere çökeceğini -Dikotomi’yi devre dışı bırakırsak- herkes hesap edebilirdi. Kahvaltıda çayı kışla ve yurtlarda olması gerektiği ve olmak zorunda olduğu gibi kazanlarla demliyor, demir sürahileri daldırıp masalarda demir bardaklarla servis ediyorlardı. Askeriyede yüzyıllardır zorunlu olarak formunu koruyan pek çok şey gibi bunu da yadırgamıyordu kimse. Hâl böyleyken yediğimizin hakkını verecek kadar sıkı çalışma yoktu kesinlikle. ...

Burdur biraz da budur (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.2)

  Burdur biraz da budur 11 Ağustosta yola çıktım. 12’si sabahı oradaydım. 13’ünde ilk günümüz başlamıştı. 30’unda da terhis oldum. Bu tarihe denk getirilmesinin sebebi gayet açık. Zafer Bayramı kutlamalarıyla birlikte yapılıyordu yemin töreni.   Kocaeli-Burdur arası 8-9 saat sürüyordu. Sabah çok erken, aydınlık, pırıl pırıl, taptaze bir Burdur sabahında otogara vardık. [1] Ağustos sabahlarının bütün özelliklerini hizmete koşan tabiat, taşraya hoş geldiniz diyordu küçülmüş, mahmur gözlerle çevreyi algılamaya çalışan yolculara. Bırakın valinin loş koridorlardan geçip makamına oturmasını, esnaf bile gözleri uykudan şiş kepenklere sinyal göndermemişti daha. ‘Şehirleri bilirsiniz/Güçsüzdür onlar sabahları.’   ‘Saatler sabahı çalar bazı kentlerde’ denilen bir yere en sevdiğim varış bu şekilde olanıdır. Mücavir alana girdikten sonra gece mesaisinden çıkmamış gibi capcanlı Güneşin yatayda en geniş açılarla vurarak ısıttığı koltuk kılıfının sıcaklığında kırpıştırdığı gö...