Sahibinden kiralık eğitim (Hakkâri'de 19 Mevsim-2.4)
Sahibinden kiralık eğitim
Bu kadar sudan sayfayla biraz
ıslattım sizi galiba, kusura kalmayın, Zap Vadisi’ndeyiz, olur o kadar. Su bu,
elden ne gelir. Elden gelmemiş başka bir şeyle devam edelim. Sıkı tutunun,
keskin alacağız bu virajı. Okul denen yapıyı oluşturan 4 derslikte 13 öğretmen
nasıl çalışıyordu peki? Sabahçı öğlenci desen, 8 kişi yetiyor. Hadi biri
idareci olsa yine fazla geliyordu. Kampüs bir tek üniversitelerde olmaz ya. Köyün
avuç kadar mıcırlı meydanından köprüyü geçince dereyi takiple sol taraftan
gidip Zap kıyısında bir ev kiralanmış Millî Eğitimce. Geniş bir giriş, üç oda
ve bir salon… Girişte solda mutfak gibi ama tesisatı olmayan, idare ve öğretmen
odası olarak kullanılan bir yer daha. Tuvalet de içeride en dipteydi. İki oda
ve salon sınıftı, arkadaki oda da ardiye.[1]
Aman ne ardiye, görünce şaşırmış
ve sevinmiştim. Masalarıyla birlikte on üç bilgisayar vardı takım hâlinde. Bir
kısmı çalışıyor, bazı parçalar bozulmuştu. Bir hevesle başlatılan projeler
neden hep böyle hüsranla sonuçlanır? Derslere başlamadığım ve şaşkın şaşkın
etrafa bakıp işleri anlamaya çalıştığım ilk hafta bu odayı düzenledim. Köydeki
işlerime bildiğim sorulardan başlıyordum içgüdüsel olarak. Tek tek kurdum hepsini.
Birçok şeyi taşımaya mecali olmayan dar ama dargın havsalamla çocuklara iki
dönümlük de olsa bilgisayar laboratuarı hazırladım. Mekânı mamur etmek için
illaki orada meskûn olmak gerekir bence. Her gün yüzlerce km. gidip gelince,
mesaimiz de kısa ve hızlı olduğundan palyatif çözümler üretebiliyorduk ancak.
Yanı sıra bu kadar yatırımı buraya yapanların unuttuğu gibi benim de gözden
kaçırdığım önemli bir detay vardı; elektriğimiz yoktu. Yani vardı da, bize
sormadan kafasına göre sürekli gidip geliyordu, voltaj düşüktü, yedek güç
kaynakları da yeterli değildi sanırım. (Köyün ve Hakkâri’nin elektriği hakkında
şimdi başlasam en az on sayfa anlatırım. Birçok şey gibi onu da erteliyoruz.
Alıştınız nasıl olsa tehirlere, oyna devam.) Laboratuarın mürüvvetini göremeden
başka okullara dağıtıldı çoğu. İki tanesini biz kullanıyorduk, bir de
projeksiyonumuz vardı. Bu ev de köyün diğer evleri gibi basık ve ahşap tavanlı
olduğundan ne kadar kuvvetli ışık yakılırsa yakılsın karanlık oluyordu
özellikle kapalı havalarda. İklim şartlarından azamî korunabilmek için pencereler
de küçüktü. Bazen neredeyse birbirimizi göremeden sadece sözlü ders yapmaya
çalışıyorduk. Buna züğürt tesellisi diyebilirsiniz, ama sinesinde yanmamakta
son derece kararlı, içten içe kendini yiyip bitiren Şırnak kömürü de olsa tahtaya
yakın sobanın yalımları sihirli bir hâle bürüyordu ortamı. Küçük eğlencemizdi,
çocukluğumdan kalma. Hemen büyüyordum tabii, öğrencilerin ünlemesiyle; ‘örtmenim
olmuş?’
Ev Zap’ın kenarında, sınıf da o
cephede olduğundan sürekli uğultunun içindeydik. Dilini bilene yakından sert de
olsa melodilerle seslenen Zap, biraz uzaklaşınca tekdüze koskoca rabarbaya
dönüşüyordu. Işıksızlıktan birbirimizi göremediğimiz gibi camı açtığımızda
gürültüden duymaz da oluyorduk. İç taraflara gidildikçe Zap’a öykünen köy
deresi devralıyordu görevi, kulaklarımızı boş bırakmıyordu bu ikili.
Arkadaşlarla konuşup karar almıştık. Üç tane ikinci sınıf şubesinde okuma yazması çok zayıf olanları toplayıp D şubesi oluşturduk. Bu tür durumların ne kadar netameli olduğunu bilirsiniz. Herkes birbirine bakar, diğer çocuklarla güzelce(!) işlenecek dersler hatırına bu çocukların sınıftan gönderilmelerinin pedagojik altyapısını çoktan benimsemiş gözler mitralyöz gibi etrafı tarrakalarla doldurur. Bu sefer iş kısa sürmüştü, bütün mermilerin hedefi tekti. Çocuklara kimin bakacağı konusunda hepimiz hemfikirdik. Kullanılmışlık, saflık gibi görünse de zamanının şartlarına göre değerlendirelim. Bir an evvel durumlarının iyileşmesini istediğimden yeni sınıfta ders işlemekten her zaman keyif aldım. Ne yani, sadece diğerlerinden biraz geridelerdi ve biraz da geç öğrenip çabuk unutuyorlardı, o kadar.
Şimdi böyle bir şey Millî Eğitimden onay alınmadan yapılamıyor. O zaman niye yapılabiliyordu, hâlâ hayret ederim. Bir köy okulunda resmen kadro oluşturuyor, istihdam sağlıyorduk. Tabii şu da var, benim gelmemle bir kişi fazla ve teorik olarak muhtemelen ekmeğinden olmuştu, pratiğe dökülmeden onun da önüne geçilmiş oldu. Köy şartlarını bahane ederek, haklı olarak öne sürerek sınıfları çok göze batmayacak şekilde bölerek böyle fazladan birkaç şube daha yapılabilirdi.
2014’te İstanbul’a geldiğimde e-okul’a öğretmen olarak sağlık raporu
işleme iznimizin açık olduğunu müdür yardımcısına söylediğimde hemen
kapatmıştı. Herkesin yetkileri belliydi, fazlası düzensizlik doğururdu. Doğanı
besleyen de çok olurdu.
Şunu da belirtmeden
geçemeyeceğim. Normalde bu kadar kalabalık okulda müdür yetkili değil, müdür
vekili olarak, yanımda bir yardımcıyla görev yapmam gerekiyormuş. Dedim ya,
bunlar hep toyluk… Şöyle anlatayım: Bir okulun faaliyet gösterebilmesi için en
az 10 öğrencisinin olması gerekiyor. 40’a kadar sadece bir öğretmen bütün
öğrencileri okutur tek bir sınıfta toplayıp. 60 öğrenciye kadar sayı iki olur.
Bunlara birleştirilmiş sınıf denir. Mesela bir öğretmen 1., 2. ve 3. sınıfları;
diğeri de 4. ve 5. sınıfları topluca okutur. Bunun da bir dolu detayı vardır.
Ama nasıl yapıyorduk, söyleyin bakalım, evet, bildiniz, sonraya saklıyoruz.
Sayı daha da artarsa bütün şubeler istiklâlini kazanıp müstakilleşir. Öğretmen
bir kişi de olsa aynı zamanda müdür yetki ve görevlerini de üstlenir. Öğrenci
sayısı 100’e gelene kadar aralarından biri hem idarecilik yapar hem derse
girer. 100’den sonra müdür vekilliği başlar. Vekil derse girmez, sadece idarî
işlere bakar. Yardımcısı da olur. İlkokullar için sayı 600’ü aştığında ikinci
müdür yardımcısı gelir, böyle katlanarak devam eder. Bizim mevcut, ana sınıfı
yokken bile 260 (20x13) kadardı. Buna ortaokul dâhil olmadığı gibi,
yetersizlikten YİBO’ya gidenleri de saymıyorum. Yoksa en az 500 öğrencimiz
olurdu sadece ilkokulda. Köyün nüfusu 1400 civarı olduğuna göre bu sayı
normaldi.
[1] Böyle mi
olmalıydı. Ya tek başıma kendi yağımla kavrulsaydım ya da düzenli büyük bir
okulda çarklardan herhangi biri olsaydım. Ama yok, illaki yarım yamalak olacak
her şeyim.
Yorumlar
Yorum Gönder