Kafa dağıtıcılar (Hakkâri'de 19 Mevsim-2.16)

 Kafa dağıtıcılar

Yanı sıra dernek işlerine bulaşmıştım. Ulaşlı’da arkadaşlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Bilirsiniz, gençlik her zaman tehlikededir ve birilerinin elini taşın altına sokması gerekir. Yaz başlarken beni, Yaz-Et’i idare etmem için ilçeye çağırdılar. Toplantılar yapılmış, sözler verilmiş, taahhütler alınmıştı. Sıkı bir dönem bizi bekliyordu. Umuttepe Kampüsünde KPSS’ye girdiğim gün, sınavdan çıktığımda geldiğim yer orasıydı, o derece yani. Derneğin evinde kalıyordum. Hızlı ve verimli bir çalışma en az üç ay sürecekti. Hem dersler hem geziler faaliyetler gırlaydı. Birkaç kişiden oluşan iyi bir çekirdek ekiptik. Dönem sonunda il birincisi seçilmiştik. Tören günü bile faaliyette olduğumuzdan plaketi babam almıştı yerime. Sınavın açıklandığını arkadaş mesajla söylediğinde yaz sonu kampının bazı eksiklerini gidermek için indiğim Gölcük’ten dönüyordum Ayvazpınarı’na. Minibüs direksiyonunda İhsaniye’ye girdiğimde kenara çekip internet kafede sonuçlara baktım.

 

Arkadaş 87 almış, hatırlayın ben 83,564’te kalmıştım. Ortalama bir puandı aslında. Şöyle en azından 85’in üstüne çıkabilseydim daha rahat ederdi içim. Zaten o aralıkta yoğunlaşmıştı millet. Kızışmış rekabetin tam içine, riskli bölgeye girmiştim. Beş altı soru daha yapabilseymişim ne kadar iyi olacakmış oysa. Bilemiyorum, belki de Scofield’de aramalıyım kabahati. Olsundu, hiç yoktan iyiydi. 59’un üzerine 24,5 ekleyebilmiştim bir senelik çalışmayla. O puanla Belirsizlik Mevsimi’nde bahsettiğim Eylül tercihlerimi yapmış ve kesin atanacağıma öyle safça inanmıştım ki, sakallarımı bile tıraş etmiştim. Saflığın en rafine hâli herhâlde budur. Ortada ne fol vardı ne yumurta. ‘Artık heybetini kaybettin, bize nasıl söz dinleteceksin bakalım,’ demişlerdi.

 

Atama olmayınca, bu sefer, daha önceden planlamasını yaptığımız ve başlattığımız kış dönemi faaliyetlerine hız verdik. Sınav ve çalışmak yoktu, sadece yeni atamayı bekleyecek ve tercih yapacaktım. Açıktan söylemiyorlardı ama herkesin gidemememe sevindiğini biliyordum. Şartları kabullenip gönülsüzlüğü tez zamanda atıp yine hayli yoğun faaliyetlere girişmiştik tekrar. Sıkı bir ekip kurmuştuk gençlerle. Hızımıza kimse yetişemiyordu, parmakla gösteriliyor, ayrıcalıklı ilçeler arasında istişare toplantılarında fikrimize müracaat ediliyordu. Her yerdeydik, her an bir dolu küçük işle birkaç da büyük işi birlikte yürütüyorduk. En kılcal damarlara sirayet edip gönüllü arkadaşlarla bazen uçuk bazen elverişli kararlar alıp şevkle uygulamaya çalışıyorduk. İlçe başkanı önümüzü açıyor, ardımızı toparlıyor, alanımızı genişletiyordu. Hezarfen yapıda biri olduğundan her soruna ilginç çözümler bulmada ustaydı. Stratejik kararlarla, ondan başka kimsenin yapamayacağı işleri kolaylıkla kotararak yükümüzü alıyor, hızımızı ve etkimizi artırıyordu. 15 kişilik yurdun sorumluluğu da bendeydi. Eve haftada bir, müsait olursam gidiyordum.

 

Derken Aralık’ta yeni alımlar olacağı ilân edildi. Benim için her şey dondu âdeta. İşleri kısmen devredip kafamı, zamanımı tamamen buna ayırdım. Az çok sorup soruşturarak tercihlerimi yaptım. Açıklama günü öğrencileri okullarına gönderdikten sonra derneğe gittim.

 

Her gün insanlarla dolup taşan salonda tek başıma, yüksek sesli televizyonda bakana kulak verdikten sonra bilgisayar başında yaşadıklarım belki de bunun için ağır gelmişti. Yanımda birileri olsaydı nasıl yaşardım acaba o süreci. İnsan insanın kurduydu, evet, ama bazen yurdu da olabiliyordu. Tabii başlarda da anlattığım gibi çok sağlıklı ve verimli yönetememiştim bu süreci. Sonunda Hakkâri’ye atamam gerçekleşmişti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1