Kafalar tertemiz- Hurda teferruat (Hakkâri'de 19 Mevsim-2.22)

 Kafalar tertemiz

Kafeden aceleyle çıkıp yerlere basmadan eve gitmiştim. Uçuyordum yani. Başım da sanırım iyonosferdeydi, ne yolluyorsam geri geliyordu. Heyecandan, sevinçten uçmak nedir, o gece ben yaşadım onu. Aklımda niyeyse kız babası olarak hep kayınpederim vardı. Herkesten çok ona karşı mahcup olurum gibime geliyordu. Küçükken birçok seneler hoca-talebe ilişkisi vardı aramızda ve kendisi ağır yapılı olduğu ve hislerini hemen belli eden biri olmadığındandı sanırım bu çekincelerim. Ne serbest ne de bıktırıcı sertlikteydi. Bana göre ideal bir ilişkimiz vardı, yine de bilinçaltıma işleyen bu intiba ve itibarla mahcubiyet duymayacağıma sevinmiştim.

 

Evet, ne kadar kalacağımızın belli olmadığı, terör bölgesi olan bir şehrin, merkeze hayli uzak bir köyünde zor şartlar altında çalışıyor olsak da, en azından bu müjde biraz rahatlatmıştı herkesi. İnsan daha iyi yerlere gidecek olsa bile sürekli yer değiştirmenin her türlü yorgunluğundaysa, az olsun benim olsun deyip kendi yerini benimsiyor, yadırgamıyordu. Öte yandan iki gün sonra birliğe teslim olmam gerekiyordu. Ramazan ayı ertesi gün başlayacaktı.

 

O günü eşle dostla vedalaşarak geçirdim. Ertesi gün ilk orucu tuttuk. Uğurlamaya otobüs saatinde gelemeyecekleri için eşimin ailesi de iftara gelmişti. İkinci oruç ağzımdayken akşama doğru İzmit otogarından yola çıktım. Ailemle birlikte bir arabayla da arkadaşlar gelmişti. Esas uğurlamayı Aralıkta yapmışlardı zaten. Bu, ha deyince geçecek bir süreydi. Tam askerlik sayılmıyordu genel kanıya göre dışarıdan bakışla.[1]

 

Hurda teferruat

Aayyhh, yoruldum. Evet, muhterem kâri, burada kesmem gerekiyor. Yine kısa anlatmayı beceremeyip sözü fazlasıyla yorarak -metin aralarında detaylarını anlatacağım bahsini geçirtsem de- askerliğe gelip kıyısında durmak zorunda kaldım. Zira 19 mevsimi anlattığım bu dizinin her bir kısmını, ilk sayıda öyle denk geldiğinden ve bir uyum olsun saikiyle 19 sayfada bitirmek niyetindeyim. Kelimeler sayfaları doldurmadığında fotoğrafla destekleriz, fazla gelirse puntoları küçültürüz, o da olmazsa tasarımcı arkadaş yardımcı olacaktır, değil mi kardeşim. O çok ama çok afili askerlik hatıralarımı ve ikinci yılımda yeni evli ve hafif tecrübeli biri olarak yaşadıklarımın bir kısmını, olayları, kuru temizlemeciyi, gezilerimizi, üçlenmemizi; adını daha koymadığım bir sonraki mevsimde eleştiri ve beğenilerinize sunacağım. Şimdilik boşça kalınız.


[1] Erkeğin toplumda yer edinebilmek, muhabbetlerde geri düşmemek için görmesi gereken vazifelerden biri olan askerlik (kızlarda da çeyiz), bu değildir, bilenler bilir, o bambaşka bir şeydir. Tabii bizim bu kıp kısa askerliğimiz kayda değer görülmeyince, “ama usta birliğini Hakkâri’de yaptım” diyordum. Sonrasında gereksiz yere öncekini küçümsediğinden lüzumsuz bir konuşmaya yol açan ‘heee, öyle desene ya’ nidasının ardından bir payemiz olabiliyordu ancak. Hem 24 yaşındaydım hem de sadece 19 günlüğüne gidiyordum. Uzunu geçtim kısa dönem yapanlar bile, bu kadar kaldığında bitti sayıyorlardı nitekim. 19 Çorum demekti, arlanmadan bir de başladık saymaya; Çanakkale, Bursa, Artvin, Adıyaman derken Adana’yla çıktık Burdur’dan. Yalan yok, şafağımız hiç kararmamıştı. Hafif eğitimlerle eğlenceli sayılabilecek bir acemilik dönemi geçirdik.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1