Kayıtsızlık Mevsimi- Forumdan al haberi (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.1)

Kayıtsızlık Mevsimi

 

Dur, dur,

dinle de anlatayım.

Sonra annenle evlendik,

üç hafta kalmadan askere gittim.

Dönüşte onu da peşime katıp usta birliğine,

Hakkâri’ye uçtuk. Uzunca bir sene oldu bizim için.

Yaz tatiline geldik, gezdik tozduk; derken, mevsimi devirdiğimizde de

sen geldin.

 

Forumdan al haberi

‘335. Dönem Yedek Subay Asker Adayları (2010 Ağustos)’ adında, iki ay öncesinden (26 Haziran 2010) açılan başlığın altına hemen 4 dakika sonra ilk mesaj atılmış.[1] Sonuncusu 11 Ağustos 2014’te atılmakla birlikte 4271 mesaj toplanmış. Aradan dört yıl geçmiş, o tarihte niye hâlâ yazıyordularsa?[2] Millet forumlardan alıyor haberi ne de olsa. Muhtemelen Facebook’ta da gruplar vardır, ama bakmadığım için şimdi burada atıp tutmayayım. Bir dakika, canlı yayında mıyız, niye şimdi bakmayayım ki. Baktım geldim. Durum Facebook’un itibarı açısından vahim: Dâhili arama motorunun sadece ilk sayfasını kaplayacak kadar site linkleri var sadece. Gariban kalmış, birkaç yorumluk bir grup gibi duruyor. www.bisikletforum.com’da bile yüz katı veri var. Şaka gibi, lan sen niye girdin topa, hafta sonu gidilecek parkur ya da cumhurbaşkanlığı turnuvası mı konuşuluyor sanki. Bildiğim kadarıyla askeriyede pedal bölümü de yok. Neyse meraklı biri başlatmış demek ki, ilginç doğrusu.

 

Ekşi Sözlük’te de dönmüş muhabbet, ama esas haberleşme www.memurlar.net üzerinden olmuş. Oradan bildiriyorum: Sadece sonuçların açıklandığı gece ilki 22.53’te olmak üzere sabaha kadar ve gün boyu yüzlerce kişi, okurken ‘Burdur’ çığlıklarını duyabildiğimiz mesajlar yazmış. Aklımın hep sonradan gelmesi gibi başıma, bu işlerden de şimdi araştırırken haberim oldu. Kendi bilgilerime bakıp kapatmıştım sistemi. Forumlarda gezeyim, millet ne demiş acaba demedim hiç; akıllı telefonum olsaydı bakardım belki.

 

Burdur’dayken hangi ilin hangi okulunda görev yapacağımız da 15. gün belli olmuştu. Herkes ‘içeride’ olduğundan forumlar yerine bu sefer ankesörlü telefonlarla birilerini arayıp öğrenmeye çalışıyorduk. Birkaç arkadaş kulübelerin başında beklemek yerine kışlanın sotelerine doğru seğirtmişlerdi. Bunlar ‘çorapçı’ denen taifeydi. Sonradan gizlice itiraf ettiklerinde öğrendiğimiz, çoraplarında telefon gizleyenler yani. Şimdiden bakmayın, o dönem küçücüktü cihazlar. Biz kışlaya girişte her şeyimizi teslim etmişken onlar nasıl sokmuşlardı, şöyle; bunları niyeyse sıhhiye eğitimi için aybaşında (on gün önce) Samsun’da toplamışlar, oradaki eğitimden sonra yanımıza sevk etmişler. Hariçten geldikleri için hem detaylı aramaya tabi tutulmadıkları gibi, hem de bu ufacık tecrübeden doğan cesaretle korkmayıp gizleyebilmişlerdi.

 

Her ne kadar dağ başındaki Hakkâri’nin yine dağ başında da olsa, kendi okullarımızın çıktığını öğrendiğimizde bir kere daha sevinmiştik. Gerçi kadrosu asker öğretmen olarak gidilebilecek yerlerde olanlar, başka yere çıksa da dilekçe verip düzelttirebiliyormuş. Neyse ki gerek kalmadı ona. O kısacık zamanda samimiyet kurduğumuz arkadaşlardan hiç kimse Hakkâri’ye verilmemişti. Üniversite arkadaşlarım da hep başka illere gönderilmişti. Birazdan lafı don lastiği gibi uzatacağım zaten, arada şunu da kısaca belirteyim de çıksın aradan. Bizim gibi yapanların ya da bedellilerin[3] askerlik arkadaşları yoktur. On dokuz günlük kolay bir dönemde kimle kalıcı bağ kurabilirsin ki zaten. Zorlukta çile çekmeyenler arasında sıkı dostluklar oluşmaz kolay kolay. Bir kuytu siperde vızır vızır uçuşan kurşunlardan birinin isabet etmesiyle kan revan içinde sırtladığın, gözü kulağı eli ayağı olduğun kişiyi, ailesiyle birlikte ömür boyu hatırlarsın, gidip gelirsin. Sırtta kırk kilo yükle günler geceler boyu dağ tepe aştığın kişiyle bir bedende buluşursun. Deriye yapışmış çorabı sıyırırken kimsenin kimseden iğrenmeye mecalinin kalmayacağı zor şartlarda başlayan arkadaşlıklar gibi olmaz bizimki. Öylesine geçen birkaç hafta ve tak çantanı koluna herkes kendi yoluna. Belki kahve makinesi ve karpuzlu maden sularını anımsarsın, o kadar.


[1] E tabii, grubu aktifleştir, düşün taşın kaşın, metni oluştur; 4 dakika hakkıdır. Evde sakin sakin oturduğunuz akşamlarda ansızın bir vatsap grubuna dâhil edildiğinizi belirten bildirim, sonrasında da ilk ‘gruba sesleniş’ mesajı gelir ya, öyle bir şey oldu herhâlde. O bildirimden sonra uzun, yorucu, belki de bıktırıcı maceralar sizi bekler. Akraba grubu olabilir; hiçbir şey olmasa da Cuma günleri kafanız şişecektir, çekiştirmeleri, gerekli gereksiz atışmaları saymıyorum. İş yerinden eklemiş olabilirler; kimseye verilemeyen birtakım görevler niyeyse yine size kilitlenmiştir.

[2] Ama insan kendini ait hissettiği yeri aklına estiğinde, tam düşerken tutunacağı dalı kendine rab belleyecek kadar sendelediğinde, gömlek dışarıda katlanmış defter elde aç karnına evden kendini dar atmış hırpani jöleli liselinin otobüs durağındaki izmaritlere tenezzül ettiği gibi şöyle bir kontrol eder, imkânı varsa iz de bırakır. Kapatılan ya da herkes ayrıldıktan sonra artık özelliğini de yitiren vatsap gruplarında hep en sona kalanlar vardır, onun gibi. Kim bilir hayatta nerelerde eksik yoksun hissediyor ki kendini, oralardan medet umuyor. Toplu mesaj atılacakken bilinçsiz bir parmak kaymasıyla yanlışlıkla oluşturulan gruplardan bile herkes olay anlaşılır anlaşılmaz yarım saate kalmadan çıktığı hâlde ayrılmayanları bir derece anlayalım, ama işinin kalmadığı gruplarda acaba neler dönüyor diye kalmakta ısrar eden mütecessisleri anlayabilmemizi sağlayacak dekoder daha icat olmadı. Sosyal medyada ilkokul arkadaşını arayan çizgili tişörtlü göbekli gıdıklı 60’lık hevesliler de aynı saikle ekrana yaklaştırıyorlar burunlarının üstünde yakın’ların arkasındaki fırıldak gözlerini dört bir yana oynatarak. O yaştan sonra kör olsalar kendilerine zinhar yardımı dokunamayacak küt, nasırlı, tırnakları içeri kaçmış ve kaba parmak uçları yüzünden bir harf için klavyede beş, sonra doğruluğunu kontrol için arama çubuğunda iki saniyelik mesailerle gidip geliyor bakışlar.

[3] Yemen yolu çukurdandır/ Karavanam bakırdandır/ Zenginimiz bedel verir/ Askerimiz fakirdendir. Şu dizeleri yazarken ‘karavanam’ kelimesinin altını çizdi Word. Neymiş efendim, ‘argo veya kaba sözcük’müş. Kelimenin son hecesindeki ‘a’ sesini silip ‘ı’ yaptım, uyarı gitti. Word uyarıları bile sınıfsal baksanıza. Hammaddesi çelik de olsa kendine ait olmayan, zimmetinden bile ürktüğü bir karavana emanetçisiyle milyon liralık karavanı olan bir olmaz elbette.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1