Mütereddit tereddüt

 

Mütereddit tereddüt

 

Ah kimselerin vakti yok, durup mütereddidi beklemeye.

 

Peyami Safa, sayıları elliyi geçen ve üst üste dizildiğinde boyunu aşan eserlerinden, başkahramanın adını (Muharrir) hiç anmadığı, fakat anımsattıkları ve hissettirdikleriyle ismini fazlasıyla hak eden kitabı Bir Tereddüdün Romanı’nda (1933) tereddüt kelimesini 73 kere kullanmış. Bu hâl farklı şekillerde de yüzlerce defa anı(msatı)lmıştır.[1] Tereddüde mahal yok, anlıyoruz ki asıl kahraman başlı başına ‘tereddüt’tür.

 

Romanın onlarca sayfası, Muallâ’nın okuyup okumamakta çok tereddüt ettiği, yine mütereddit kahramanının sürekli ‘Beni yalnız bırakmayınız,’ nidalarıyla sesini duyurmaya çalıştığı Bir Adamın Hayatı kitabıyla geçiyor. Peyami Safa o metinleri müstakil yayınlamakta tereddüt etti de, onun için mi bu kitaba aldı yazdığı pasajları, ihsas ettirmeye çalıştığı tereddüt bizzat bu muydu, bilemiyoruz. Muharririn aksine cesurca cümlelerle diğerleri üzerinden tereddüdü işlemesi ayrı bir sanat. Kanın bile karardığı kara bir fonda tüm bunları anlatırken tereddüt etseydi bunca sayfa titrek de olsa teşekkül edemezdi. Buna bağlı olarak metne ‘bir tereddüdün, -biri büyük ikisi küçük- üç mütereddidin romanı’ da diyebiliriz.

 

Kitap -aslında hayat- boyunca içinde hercümerç olduğumuz çalkantılı suların durulacağı yok, asla bir şeyde karar kılamayacağız. Ret veya kabul mümkün değil, daimî tereddüt var. Roman kişilerinin, mekânlarının, zamanlarının, olaylarının her bir hâlleri, farklı bir kıvamda vücut bulmuş müseccem ve müseccel tereddütlerdir.

 

Kararsızlığa sürükleyen hesapçılık ve serçe parmağını bile kıpırdattırmayan, saçlarımızı ağartan, ruhumuzu iki zıt kutup arasında çırpındıran tereddüt teşebbüse manidir. Hamle yapmak isteyen tereddüdü esir etmelidir. Öte yandan gelişmenin önünü açan da ‘önceki’nden edilen şüphe ve tereddüttür. ‘Asgarî bir tahakkuk’ dairesini aşamayan ‘daimi kontrol’cü bu ikisi arasında dengeyi bulmalıdır.

 

Mütereddit, vakalardaki hayatî önkoşulu bir türlü mümkün görmez.[2] Bunun için de asla o ilk adımı atamaz. Sürekli müsveddelerle meşguldür. Karalayıp durduğundan karara bağlayamadığı düşünceler, gelir, kendisine ayak bağı olur. Nihilisttir, nazarında her şey bir bilinmezdir. Önünde asla tek bir yol olmaz. Çatallara mahkûmdur. Bu yüzden hiçbir yere kazık çakamaz.[3] Boş kaleye giderken mutlak gole çevrilebilecek şutun hangi sonuçlar doğuracağını kestiremediğinden çizgide donakalır. Arkadaşlarına kıyamadığından ancak skoru dengede tutacak seviyede çevirir topu. Spontane bir keyif süremez hayatı boyunca. Körün parmak uçlarıyla yoklar her şeyi. Açıldığını bin kez tecrübe ettiği paraşütün bin birinci sefer açılmayacağı ihtimaline karşı temkini elden bırakmaz. Hesapçıdır, ama matematikçi değildir; sosyal bilimcidir belki. Kelimeleri eğip bükmeyi sever; bu yüzden pek sevilmez. Tereddüt etmeyenin mutlak hata yapacağını bildiğinden, -tereddüt edip, bari- ‘hata’ yapmaya meyyaldir.[4] Aklı, zihni, kalbi karmakarışık ve anlaşılmazdır. Bil(in)mezliklerle dolu hayatında ‘kaosa mütevazı katkı’ları bitmek bilmez. Dolambaçlı ve güvensiz yaşar; ancak öldüğünde sükûna erer. Kötü niyetli değildir belki, ama görece beceriksizdir. Kendi hâline bırakılsa yeridir; üç kişiden fazla topluluklara idareci yapılmamalıdır. Bir sistemi yürütemez, baştan oluşturma ise asla onun işi değildir; yapsa yapsa aksayan yanları tespit edebilir. Askerlik -özellikle komutanlık- yapamaz, genel mânâda mücadeleden uzak durmaya çalışır. Savaşta en çok lâzım olan kesin kararları veremediğinden, sonsuz ihtimaller denizindeki sınırsız maddeler arasında anlaşmaya varma taraftarıdır. Ömer F. Oyal’ın de Gemide Yer Yok’ta bahsettiği gibi ‘serseri merminin havada vınlayarak ilk önce yöneleceği’ endişeliler güruhundandır. İlerleyen satırlarda okuduğumuz ‘ürkekliğin bir tür bilgelik olduğu’yla avutur kendini bazen. ‘Düşünürken eyleme geçemedim,’ ve ‘Anladığımda kilitlenip kalıyorum,’ diyen de aynı mütereddittir.

 

Tereddüt, çok mühim devlet vazifesi görüyormuş gibi işleri iyice yavaştan alıp uzun uzadıya planlar yapmamıza yarasa da; hıncahınç dolu metrobüste bizi ayakta bırakır. Mehteranda iki ileri bir geri gitmeye (ç)alışan bir arkadaşım metrobüste hiç oturamıyor mesela. Mütereddidin hüsnükuruntuları karşı tarafın cephanesidir. Tereddüdü olmadığı için her şeyi küçümseyip hiçbir şeye aldırmayan tayfa, bu cephaneyi üstünüze üstünüze boşaltmaktan çekinmez eliniz bir an bir tutuk kalırsa.

 

***

 

Her nesil bir geçiş devrinde yaşadıklarını söyler ve gelin görün ki hepsi de haklıdır. Nitekim zamanlamanın manidar bulunmadığı hiçbir devir bulunamaz. Kitabın yazıldığı dönemde, ilk büyük Dünya Savaşı ve ilk büyük küresel ekonomik krizlerin buhranında, önemi asla azımsanamayacak ayrımların yol ağzındadır insan(cık)lar. Tutunacak bir şey bırakmayan, fuhuş, alkol, sefalet ve bedbinliğe sevk eden, asrın hastalığı çılgın ve kudurmuş o mütereddit tereddüde duçar olmayan yoktur.

 

Aynı yıllarda doğal olarak ülkemizde de köklü değişiklikler yaşanmıştı. Yirmi beş yaşında herhangi birinin görmediği savaş/yıkım kalmadığını kısa yoldan söyleyebiliriz. Belki de maruz kaldıkları bu durum o nesli keskin kararlar alma konusunda mecburen aceleci davranmaya sevk etti. Reşat Nuri Güntekin de o nesildendir, Peyami Safa’yla da çağdaştır yani. Yeşil Gece romanında Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hayata geçirilen yenilikleri anımsatarak şöyle der: ‘İnkılâp yapmak isteyen adam için ihtiyatın, hesabın fazlası da zararlı bir şeydi.’ Birçok yapısal değişiklik (devrim) yapılmıştı. Ama o dönem yapılanlar birdenbire değil, altı çok önce yakılmış ve neredeyse yüz yıldır giderek artan bir hararetle ısınan sıvının fokurdamaya başlaması olarak okunabilir. Yani vakaların hak ettiği tereddüt onlarca yıldır yaşanıyordur zaten. Sekiz-on neslin ettiği tereddüt artık bir karara bağlanmıştır. Böyle dönemlerde şahısların tereddüt göstermeden kararlıca hareket etmeleri gayet tabiidir. Sonradan baktığımızda ise yapılanların, nesiller boyu süren büyük tereddüdün son halkası olduğunu görürüz. Olayların içinden bakıldığında veya sonradan sağlıksız yapılan okumalarda bu gerçek kavranılmayabilir.

 

Tekrar olacak ama şöyle de formüle edebiliriz: Tereddüt, tüm bir nesli ablukaya alabilir. Herhangi tekil bir kimseye de ömrü boyunca musallat olabilir. Ama genelde sürgit bir karakter değil, kıstırılmışlık anlarında peyda olan -ve yalan yok, daha hızlı kararlar aldıran- pervasızlıktan/fevrilikten arta kalan geniş zamanların davranışıdır.

 

Yukarıda yazılanları haklı çıkaracak bu harika uyarlama da, çürümeye ilk adımlarını atmaya hazırlanan, hayatının en olgun çağındaki 5’lik (yazıyla beş) Alper Kamu’dan: ‘Tarih tereddütten ibarettir.’ ‘Kararlı bir tereddüdü kendine düstur edinenlere özgü, hüzünlü bir çehre’ ile katılmaktan başka bir şey yapamıyoruz bu kerataya.

 

***

 

Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ındaki bir bölümden uyarlanan Gizli Yüz (Ömer Kavur, 1991) filminde Fotoğrafçı şöyle bir şey der: ‘Bazı insanlar vardır. Hikâye anlatırlar sana. Eve döndüğünde kafan bu hikâyelerle doludur. Ama adamın söylediği tek kelimeyi hatırlamazsın.’ Bir Tereddüdün Romanı da bizde ‘tek bir kelimelik dev hikâyeler’ bırakır: TEREDDÜT. Şunu da unutmayalım: İflah olmaz septikler için bir tedavi gerektiğini düşünüyorsanız, bunun ilacı antiseptikler değildir. Aman ha!

 

Son söz: Kunt Hamsun’un romanından aynı adla uyarlanan Açlık-Sult (Henning Carlsen, 1966) filminde başkarakter Pontus şöyle der: ‘Bir insan hassas diye illa deli denilemez. Önemsiz şeylerle yaşayan ve sert bir söz yüzünden ölebilecek insanlar var.’

 

 

 

·         Bir Tereddüdün Romanı; Peyami Safa, Ötüken Neşriyat, 2016, 29. Basım



[1] Açmaz, anlaşılamama, anlayamama, arada kalmışlık, bağlanamama, bedbinlik, beğenmeme, belirsizlik, bıkkınlık, çekinme, çelişki, çıkmaz, dilemma, duraksama, endişe, evham, haşyet, hayret, hesapçılık, ikilem, ikircik, ihtiyat, itiyat, inançsızlık, karamsarlık, kararsızlık, korku, kötümserlik, kuruntu, kuşku, meçhul, melankoli, muamma, müphemiyet, mütereddit, pervalılık, sakınımlılık, Septisizm, sıkıntı, şüpheci, tedbircilik, tedirginlik, titreme, ümitsizlik, vehim, yarım yamalaklık, yavaşçılık, zancılık…

[2] Öte yandan nâmümkünü mümkün kılmayı imkân dairesine dâhil eder.

[3] Çatal kazık yere batmaz.

[4] Tereddüt eden hata yapar, etmeyen mutlak hata yapar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1