Yenilgi yenilgi büyüyen zafer
Yenilgi
yenilgi büyüyen zafer
‘Yeniden
ayağa kalkmak kolay değildir. Bunca boyun eğişten, bunca kölelikten sonra
özgürleşmek kolay değildir. Küllerimizden yeniden doğmak kolay değildir.
Yeniden doğabilmek için eski kendimizi yakabilmek kolay değildir. Zor bir iştir
ayağa kalkmak. Ayağa kalkmak; arınmak ve yenilenmek demektir.’ (Sessizlik Senfonisi/ Ahmet Özcan)
Çeliğin
üzerindeki kurumuş çamuru atmak için, çamuru temizlemekle beraber sert
darbelerle sarsmak da lâzımdır. Böylelikle üzerindeki kir net bir şekilde
atılabilir. Yediği her darbe çeliği arındırır, temizler.
Sezai
Karakoç’un ifadesiyle ‘yenilgi yenilgi büyür bazı zaferler.’ Her yenilgiyi,
zafere giden yolda çekilen birer çile olarak kabul edenler, tırnaklarıyla
kazarak ulaştıkları bu zafer karşısında herhangi bir sarhoşluk yaşamazlar. Her
başarısızlık, başarı için provadır çünkü. Tabiî cesaretin aptallık sınırlarında
da dolaşmamak lâzım gelir.
Zafere
birden ulaşanlar, köşeyi kısa yoldan dönenler, hızlı yükselenler; muhatap
kaldıkları hız yüzünden bazı melekelerini yitirirler. Bunlardan en önemlisi, görmedir. Hiç kimseyi gözleri görmez.
Akrabalarının ve tanıdıklarının sayısı bir hayli artmasına rağmen, onlar en
yakınlarını bile göremezler. (İhale veya koltuk konusu, en azından şu anlık
mevzuumuzun dışındadır. Zaten o zaman yakınlarından başka kimseyi göremezler.
Miyoplaşırlar adeta.) Göremedikleri en önemli şey ise; hakikattir. Etraflarında
döne döne nara atarlar. Fakat gece yarısı bile içkisini gazeteye saran sarhoşun
çekingenliği dahi yoktur onlarda. Bu âniden ulaştıkları üst düzeylerden
attıkları naralar, kulaklarımızı tırmalamaktan başka bir şeye yaramaz.
Feridüddin
Attâr, Mantıku’t Tayr’ında yola
çıkanların bazı engelleri aşmadan menzile ulaşamayacaklarını anlatır. Simurg’a
ulaşmak isteyen kuşların geçmek zorunda oldukları dipsiz vadilerden bahseder.
Bu yedi vadide takılanlar ve hakkıyla geçenler vardır elbette. (1) Hep beraber
yola çıkan kuşlardan bazıları istediklerini göremeyince talep vadisinde takılırlar. (2) Kimisi aşkına mağlup olur. Geçici
aşkı tercih edenler aşk vadisinde
kalakalır. (3) Kimileri yapabileceklerine çok güvenir ve marifet/bilgi vadisinde takılırlar. (4) Kendi varoluşları konusunda
hiçbir şeye muhtaç olmadıklarını düşünenler istiğna vadisinde hava atmakla meşgul olurlar. (5) Simurg’un
tekliğini kendilerine yediremeyenler tevhid
vadisinde kalırlar. (6) Yolculuğun zorluğu ve anlatılanların gerçek olduğunu
görenler hayret vadisinde takılırlar.
(7) Simurg’da yok olamayanlar fakr ve
fenâ vadisinde takılır kalırlar. En son, bütün vadilerden geçen otuz kuş
Simurg’a ulaşır. Her vadide bu kutlu topluluktan ayrılanlar ise, dipsiz
vadilerin dibinde kendilerini bekleyen acı sona kavuşurlar. Yuvarlak odada köşe
buluncaya kadar, inerler aşağıların en aşağısına.
Bu
kuşların hikâyeleri arasında en çok dikkat çekenlerden biri de guguk
kuşununkidir. Anlatılana göre: Guguk kuşu yumurtasını başka bir yuvaya koyar.
Kendi cinsi küçük olan yuva sahibi kuş da guguğa yem yetiştireceğim diye
kendini paralar. Bu yetmezmiş gibi guguk kuşu, diğer yumurtaları da yuvadan
atar. Guguk, annesinin yaptığının üstüne, yeni yuvaya tuz biber eker. İncir
ağacı diker, köküne kibrit suyu döker.
Guguk
kuşu, sadece yolda giderken menzili unutup terk etmek suçuyla değil; nesliyle
alay edercesine işlediği bu cürüm sebebiyle cirminden fazla kurnazlık
yapmasıyla da anılır.
Yaşadığımız
bu sürat çağında, handiyse tüm mevzileri tutmuş modernitenin bizden istediği,
bizi zorladığı bu ‘kısa yol taktiği’ her ne kadar cazip geliyor olsa da, insan
olmanın gerektirdiği hakkaniyet meselesini göz ardı etmemek lâzım gelir. Hiç
yenilmeden başarmak isteyenlere Osho’dan gelsin: “Everest’in zirvesinde
hepinizin duracağı kadar yer yok.” Şu mısra da İbrahim Tenekeci’den: “Mükemmel olmak yakışmıyor insana.”
Yorumlar
Yorum Gönder