Yevmiyeli kutsallık (Hakkâri'de 19 Mevsim-2.14)

 Yevmiyeli kutsallık

Gidip gelmeler nihayete ermiş, en son Söğütlüçeşme’den bindiğim Ada Ekspresi’nin arka vagonunda trenin takur tukurları sayesinde kimseleri rahatsız etmeyerek hoparlörden İşte Gidiyorum dinliyordum. ‘Ben geldim, seninle iyi anlaşalım tamam mı,’ diye seslendiğim İstanbul’dan bu şekilde ‘bir şey demeden, arkamı dönmeden, şikâyet etmeden, hiçbir şey almadan, bir şey vermeden’ ayrılıyordum geçici olarak.

Bu süreçte aileme daha fazla yük olmamak adına, biraz da sınav hazırlığımı riske atarak başvurdum ücretli öğretmenliğe. Düzgünce vurmuş olacağım ki çok acımadı kafam, bilakis iyice açılmasına vesile oldu. Teoride çalıştığım konuların birçoğunu uygulamada görmüş oldum. (Ağabeyimin çocuğu üç yaşındaydı, Gelişim Psikolojisi konularını onun üzerinden doğrulamış veya yanlışlamıştım. Tuttuğum bir düzine notu yengeme vermiştim sınavdan sonra, çocuğunun o dönemine derkenar olarak.)

 

İstidadıma güvenerek ve istifayı düşünmeyerek istidamı vermek üzere girdiğim odada birisi bazı dosyaları karıştırarak görevliyle istişare ediyordu. Dilekçe, memurla benim aramda havada asılı beklerken sözlü olarak da saydığım vasıflarımı duyar duymaz başını kaldırdı, tedirgin bir sevinçle karışık titreyen gözlerini hızlıca aramızda seyahat ettirdi. İyice bunalmış olacak ki, şaka mı gerçek mi anlayıp öyle hevesleneyim bari diye düşünmüştü o kısacık anda. Samimiyetle söze girdi: ‘Sen de nereden çıktın be kardeşim.’ Doğrularak yanıma geldi, tokalaştık. Bu iş olmuştu.

Meğer okullarında biri doğum iznine ayrılmış, yerine öğretmen bulabilmek için müracaatları gözden geçiriyormuş. Emekli sınıf öğretmenlerini aramış, olmayınca başka branşlara gelmiş sıra. Cevaplar menfiymiş, ikinci dönem olduğu için. Sonradan öğrendim ki, içeri girdiğim sırada dışarıda bir jeoloji mühendisi bekliyormuş. Müdür yardımcısı da mesleğe daha uygun birini bulabilmek için son kez çabalıyormuş. Dakikalarla yetiştiğim için çok şaşırmış. Karnım açtı, yemeği gelmeden önce yeseydim geç kalmış olacaktım demek ki.

Ânında işlemlere başlandı. Hemen bankadan hesap açtırdım, yan binada sigortayı başlattık. Mesai saatini geçirmeyelim diye aceleyle bir yerden çıkıp başka bir yere giriyorduk. Sadece ihtiyaç olursa aranırım diye gitmiştim oysa. Ertesi gün başlayacak kadar aranmıyordum. Saatlerdir ellerde dönen kement, kravat şeklinde hemen o an boynuma geçirilmişti. Bakkaldan peynir almaya benzemiyordu. Kalıcı ve sorumluluk yükleyici imzalar atıyordum. Birkaç gün sonra vazgeçip ben gelmiyorum diyemezdim. Memurlar masalarından kalkmadan yetişmeliydi her şey. Hoca her işlemin başında bekliyor, nefes almadan takip ediyordu. Ne oluyordu, çok hızlıydı, şaşkınlıkla izliyordum. Bir yandan sabah işbaşı yapmaya zihnen hazırlıyordum kendimi. Daha okulun yerini bile bilmiyordum. Depremden sonra Almanlar yaptırmış. Bir eyaletlerinin ismini verdiklerinden adını da öğrenememiştim o gün. (Şimdi biliyorum tabii, internete bakmadan yazayım hatta; Rheinland Pfalz.) Ne yapacaktım, ne anlatacaktım. Tamam, stajlarda çok kere derse girmiştim, sınıfta biz çömezleri ekip sendika işlerine koşturan hocanın sınıfında iyice pişmiştim, ama bu başkaydı.


Eve haber verdim. Millet de şaşırdı. Herkese sürpriz oldu. Saç sakal tıraşı oldum, kendime çekidüzen verdim, artık düzeni çek edebilirdim. Lacileri çektim, duraktakilerin şaşkın bakışlarıyla selamlaşarak okula gittim. Öğretmen arkadaşların rehberliğinde sınıfımı bulup dersime girdim, çocuklarla, sınıfla, mesuliyetle ve mürüvvetle tanıştım. İlkokulun böyle bir yanı vardır diğerlerine nispetle. Kaynaşmak çok kolaydır.

Teneffüste çay ocağından bir eliyle ağzına kadar doldurup kulpundan tuttuğu duble bardağı dökmemeye dikkat edip diğer eliyle ceketinin üzerine çıkan kravatı düzeltmekle meşgul, hızlı adımlarla odasına yönelen müdür yardımcısına durdurucu etkili bir selâm verdim. İlkin tanıyamayan gözlerle süzdü biraz. (Hakkâri’deki ikinci günümde Ömer abinin ilk bakışta beni tanıyamayışına buralardan tecrübeli olduğumdan pek şaşırmamıştım.) Öyle ya, hayatında ilk defa önceki gün görüşmüştük. Ben dünkü ben değildim, o hâlimden eser yoktu. Âni frenle bardağından taşan bir küçük çayın sıçramasından kaçınarak bakarken, bir iki saniyelik bekleyişten sonra kendine geldi. Nasıl yükten kurtulduysa artık, öyle rahatlamıştı ki hemen kafasından atmış bu işi, başka mühim işlere yönelmişti. Güzel günlerimiz oldu orada. Dört ay emaneten durduğum görev, ara geçiş vesilesi olmuştu benim için.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1