Bunu bana yapmamalıydın (Hakkâri'de 19 Mevsim- 5.4)
Bunu bana yapmamalıydın
[1] ‘İktidarların en
büyük korkusu muhalefet değil, ciddiye alınmamaktır.’
[2] Düğünde aldığım
bu ayakkabıları, maalesef fazlasıyla taraklı ayaklarımla günlük giymekte niçin
ısrar ediyordum, anlamıyorum. Yatakları dar gelen Zap gibiydi, hiçbir kaba
sığmayan ayaklarım. Parmak aralarımın hafiften mantarlanmasının sebebi tabii ki
buydu. Oysa ben ayakkabı değiştirmek yerine çeşitli kremler sürüp üstüne bir de
peçeteyle sarmalayıp yine hapsediyordum o darlığa. Sonradan daimi spor
ayakkabıya geçince bitmişti rahatsızlık. Gözlerimin kaz ayakları, ayaklarımın
tarakları, kafamın çukur şakakları; sol kolumun yanında her zaman meşgul
etmişlerdir beni, ileri derecede insel olmasam da.
‘Göz
kenarlarına ilişmiş birkaç müşfik çizgi kaz ayaklarımın izin verdiği ölçüde
gülümsüyorum/ Gözlerinin etrafını örümcek ağı gibi saran kaz ayakları/ Gülümsediğinde
gözlerinin içi de gülümsüyor, kaz ayakları iyice belirginleşiyor, ona içten bir
adam görüntüsü veriyor.’
[3] Senenin
ortalarıydı galiba, ehliyet sınavına tertipli ama sivil kıyafetle gitmiştim.
Zaten köy öğretmenleri olarak Millî Eğitimden görev kapmak, ekmeği aslanın
midesinden almaya benziyordu. Biraz kıdemli ve artık iyice ısrarcıydım,
normalde hiç söylemeden vermeleri gereken hakkımız konusunda. Daireden
çıkmıyorduk ya, görevliler neden sonra bizi iyice tanıdıkları için daha fazla
direnmemişlerdi. Neymiş, köy öğretmeni olduğumuzdan görevi aksatma ihtimalimiz
varmış. Merkezî okullardan biriydi. İl müdürü de okula denetime gelecekmiş diye
haber geldi. Okul müdürü sabah beni o vaziyette görmüş, bir sitem etmiş, ama
yine de engel olmamıştı. En üst kattaydım. Müdür birini yollayıp yanına
çağırdı. Durumu anlattı ve beni teftiş geçene kadar orada beklemem üzere bodrum
katındaki kantine yolladı. Onlarca insan
arasında yokluğumu kimse fark etmez, ama farklı biri hemen dikkat çekerdi. En
üstten bodrum kata tenzil-i rütbe, aman çok da umurumda. İşler sakinleyince
tekrar yerime geçtim. İşte böyle titizdi(!) müdürümüz kılık kıyafet
konularında.
Sınav
gözetmenliğinde genel olarak üvey evlat muamelesi görüyorduk. Köy öğretmeni
olarak gittiğimizde, ‘Size zaten prensipte görev vermiyoruz, artan görev olursa
da sıra gelirse vereceğiz,’ deniyor. (ÖSYM bürosunda da liste tutularak, ‘Bu
isimlere görev verilmeden size vermem imkânsız,’ deniyor.) Köy öğretmenleri
köylerde kalmıyor, kalamıyor lojman veya konut sıkıntısından dolayı. Bunu
bilmelerine rağmen inadına sürdürülen bu algı yanlıştır. Yüzde doksan beş
oranında merkezde ikamet ediyoruz. Dört senedir burada olduğum hâlde, görevini
aksatan köy öğretmenine rastlamadım.
YİBO’lara
doğrudan toplu hâlde görev verildiği oluyor. Hâlbuki onlar yüzde doksan köyde
kalıyorlar. Bu da uygulamada tutarsızlıktır. Zamanın behrinde birkaç köy
öğretmeninin görevini aksatmasına binaen yapılan bu uygulama kanunsuzdur.
Kanunda yeri var da biz bilmiyorsak, o daha da abestir. Bugün koca koca
anayasalar değişmekte olduğu hâlde böyle kadük bir uygulama sanırım eski
çağlardan kalma olsa gerek. Ayrıca köy öğretmenleri olarak da önceki
meslektaşlarımızın çeşitli sebeplerden ötürü görevlerini aksatmalarının
faturası, ilk günah saçmalığındaki gibi bize kesilemez. Herkesin yanlış yapma
hakkı mahfuzdur. Ama en baştan ‘yanlış yapacağı, görevini aksatacağı’ ima
edilerek rencide etmek/edilmek yakışık almaz. Yanlış yaparsa kişi, kendisi
sorumludur. Cezasını çeker. Bu ceza ne o kimseyi ömür boyu bağlar, ne de
sonraki meslektaşlarını. Böyle bir genelleme yapılması mantıksızdır. Sınav
gözetmenliği öğretmenin memurun ikinci işi, bir nevi ekmek kapısıdır. Bizler
köy öğretmenleri olarak köyde ikameti talep ettiğimiz hâlde sağlanmayan
imkânlardan dolayı kalamayıp hem merkezde kalarak buranın külfetine
katlanıyoruz, hem de çalışma ortamı olarak buranın imkânından faydalanamıyoruz.
Diğer açıdan; biz hem köyün ceremesini çekiyoruz, hem de oraya gidip gelmek
için her gün zahmet ve masrafa giriyoruz. Köyde kalıyor olsak ne sizi sıkıntıya
sokarız böyle taleplerle, ne de kendimiz uzak yolları teperek sabah sabah
rahatsız oluruz. He görev çıkarsa torbadan, onu da seve seve yaparız. Ama biz
merkezdeyiz. Görevlerin çalıştığı kurum temel alınarak dağıtılması güzel,
ikamet adresi de baz alınsa ya, daha güzel olur.
Yorumlar
Yorum Gönder