Değdi mi, evet. (Hakkâri'de 19 Mevsim- 5.15)

 

Değdi mi, evet.

Toplanan paralarla bir işe daha giriştik. Bahçeye üç musluklu bir çeşme planladık. Lavaboların penceresi dereye bakıyordu. Oradan hat çekip duvara monte ettik sistemi. Nazmi sağ olsun bedava denecek ücretlerle çalışıyordu. Kurnasını yaptık, fayanslarını da işlettik köyden birine. Çocuklar tuvaletlerden su içiyor, ya da mecburen evlerine gidiyorlardı.

Havalar soğuk olduğundan fayanslar tam tutmamış. Elini atan söküp kırıyordu. Yarıyıl tatiline gelene kadar haritaya dönmüştü güzelim çini desenler. Sonra muslukları da sökmeye başladı veletler. Ne yapsak elimizde patlıyordu. Kırık cam teorisi sökük fayansa dönüşmüştü. Çeşmeler yoktu artık, sadece murdar kurnası kalmıştı. Aylak gezinti sırasında nesnelerle bu şekilde flört etmeyi seviyordu çocuklar. Boş zamanlar sosyolojisi bilen birilerine acilen ihtiyacımız vardı; Dünya Serbest Zaman Organizasyonu, derhal işten anlayan elemanlarını yollamalıydı.

Maslahat icabı bahsi diğer sayamayacağımız önemli göstergelerdi bunlar. Cümlelerimin düzeltici etkisi olacak diye ummayın. Yapıcı eleştiri diye bir şey olmaz. Eleştiri yıkar, eleştirilen dilerse ve becerebilirse yeniden yapar. Bu böyledir.

İlk geldiğim sene harap hâldeki prefabrik tuvaletin kaderini yaşıyorduk. Yıllar tekerrür ediyordu. Yazın o çeşmeden geriye duvarda bir iz kaldı sadece.

Bahara denk gelen günlerde bir projeyle köy okullarına park yapılıyordu. Bizim köye de geldiler, hatırlamaya değer güzellikte kurdular. Gayet şık olmuştu. Köyde tarihte ilk defa böyle bir şey oluyordu, aşkın ideallerle. İki salıncak iki tahterevalli, iki sallanan at vardı o kadar, yer bu kadarına yetiyordu ancak. Etrafını kaldırım taşlarıyla çevrelemişler, içine de kum dökmüşlerdi. Sokak lambasının ve çeşmenin başına gelenlerden ötürü parkın akıbetini az çok tahmin ediyorduk. Ama mümkün olduğu kadar geciktirmeye çalışıyorduk makûs talihini.

Dağların esmer ve yaban telaşıyla bulanmış çocuklar öyle hor kullanıyorlardı ki oyuncakları. Mesela salıncağın yere sabit ayakları çıkıp tekrar giriyordu sallandıkça. Olsun kimin umurunda? Ahşap malzemeyi tutan demir profillerin deliklerinden tuttuğu kadar çiviler çaktık, iyice sağlamlaştırdık. Ayakları söküp çukuru derinleştirip taşlarla sıkıştırıp beton döktük, başına bekçi koyduk. Birkaç güne kalmadan yine eski hâline dönmüştü. Öte yandan kaldırım taşları da bir bir sökülüyordu. Yaza kadar ancak dayandı. Ertesi sene geldiğimizde ise yerinde yeller esiyordu.

Oyuncaklar vaktinde varmanın imkânsızlığını bildiklerinden saatinden önce yola çıkıp fazlasıyla erken gelme günahını işlemişlerdi. Çeşidi her ne olursa olsun yeniliklerin çoğu zaman hoş karşılanmayacağını biliyorduk. Umalım da bu en başlar için geçerli olsun sadece, sonraki gelenler tutunabilsin. Okul mu, he evet, o yerindeydi.


Peki tüm bunlara değer miydi, evet; peki tüm bunlar değdi mi, evet, sadece değmedi deldi geçti.


Önceki bölümlerde belirtmiştim, köy yerli yerine oturmamış olduğu için bu tür kamusal yapıları sahiplenecek kurumsallaşma oluşmamış daha.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1