Devamsızlık mevsimi- Alan değiştirememe ve becayiş komedisi (Hakkâri'de 19 Mevsim- 6.1)

 Devamsızlık mevsimi


 

2012-2013 devam

 

Alan değiştirememe ve becayiş komedisi

4+4+4 sistemi yürürlüğe girmişti. Artık 5. sınıf bizden çıkmış, orta kademeye aitti. Çimenli’deyken denk gelmişti de hayatımda ilk ve belki de son kez 5 okutmuştum. Böyle olunca ülke çapında ilkokul öğretmenlerinin neredeyse % 20’si norm kadro fazlası olmuştu. Her yerde şişkinlik mevcuttu. Okullar ne kadar boş yerleri varsa (depolar, eski odunluklar, günışığı almayan karanlık odalar) sınıfa dönüştürdü, mevcutlar bölünüp şube sayıları artırılarak bir miktar öğretmene alan açıldı.

 

Başka yöntemler de uyguladı bakanlık. En kararlı adım alan değişikliği oldu. Üniversitede yan alan imkânı olanlardan talep edenler (2002’den sonra yan alan kalktığı için bizde yoktu) o branşlara kaydırıldı. Bize de branşımıza yakın zihinsel engelliler sınıf öğretmenliği alanında tercih hakkı verdiler. İl içerisinde kullanabileceğimiz bu haktan, daha çok çömez ve puanımız oldukça az olduğundan yararlanamadık tabii. Tabloda da görebileceğiniz gibi benim puanım 72’ydi. Hak kazanan en düşük puan ise benim iki katımdan da fazlaydı. Zaten yedi adet olan kontenjan, daha çiçeği burnunda olanlara kalır mıydı? İşin aslı, şişkinlikten dolayı ilelebet memleketimize yakın yerlere gidemeyeceğimiz tasasına kapıldık. Önümüze ne çıkarsa denemek istiyorduk fırsatları. Her yer ama her yer dopdoluydu. Depo öğretmenler[1] artık sadece bürokrasinin yoğun olduğu yerlerde değil, her yerdeydi. Onun için özel eğitime geçip daha kolay tayin hakkı elde etmek istiyorduk. Yoksa sınıf öğretmeni olarak gitmemiz mümkün değil gibi gözüküyordu.

 

Öte yandan branş öğretmenlerine gün doğmuş, geniş kadrolardan dolayı ellerini sallasalar ellisini bulabiliyorlardı. Hatta o senelerde -tabii ki şimdi de- yoğun açılan imam hatip okulları ve normal ortaokullardaki seçmeli din dersleri de eklenince bu branşlardaki atamalar için KPSS’ye girmeniz yetiyordu. İlk atama puanı 50’ye kadar düşmüştü. Olayların içindeki ayrıntıları tam bilememekle birlikte şundan emindik ki, bazılarına düğün bayram olan değişiklik bizi buhranlara sürüklüyordu. Bir el bizi sınırlıyor, sıkıştırıyordu. Korkuyla umut ve güven arasında salındırdığı pasif duyguları bendelerinden talep eden yöneticilerin insafına kalmıştık. Hakkâri’de yaşadığımız, yukarılarda değindiğim zorlukların yanına bir de bu eklenmişti. Kimseye de açamıyor, sadece öğretmenler arasında konuşabiliyorduk, paniğimize ortak olmak istemezlerdi sanırım. Akıntının kemirdiği kıyılarda aşmayı göze alamadığı korku çemberine sıkışmıştık. Çünkü gitme isteğimizi birkaç kere dile getirsek köylünün bakışı çok değişirdi, buna gerek yoktu. Bir de isteyip gidememek daha kötü yapardı durumu. Her konuşmada gündeme gelirdi. Tayin isteyip istemediğimizi sorduklarında ‘bakacağız, bakanlık bilir’ deyip geçiştirmek, halkın merakını doyurmak zorundaydık. Gelen kalmıyor, hemen gitmenin derdine düşüyor diye biz de sitem ediyorduk köylü gibi. Ama bu bambaşkaydı. Resmen oraya çakmıştı çivi gibi. Kurbanlar bizlerdik. Önemsenmeyen hesaplar yüzünden öngörülemeyecek tehlikeleri tedirgin çarpıntılar ve heyecanlarla karışık büyük sabırsızlıkla göğüslüyorduk. Şartları yaratan sadece ve sadece insan olduğuna göre o kadar da korkmalı mıydık bilemiyorum. Kızdığında korkunç bir düşman olan zaman, aleyhimize işliyordu. Bekleyişin ağır yükü sırtımızda, öngörülmesi kolay olmasına rağmen, beklenmeyen ve kendisine karşı elden bir şey gelmeyen olayların altında öylesine altüst oluyorduk. Taşranın verdiği mahmurlukla yabancı sabahlarda yatıştırıcı aşinalıklar arıyorduk. Gündelik çehrelerimizdeki vefa yüklü tebessümün, renkleri gülümseten orta halli münasebetiyle daha ömrümüzün öğle üzerinde akşamüzeri birkaç asırlık yorgunluk duyumsuyorduk.

 






İleride yine yer yer değineceğim buna.

 

 

Branş değişikliğinden sonra becayiş hakkı geldi. Tayin istediğiniz yerdeki bir öğretmen, tam da sizin okulunuza gelmek istiyorsa onunla yer değiştirebiliyordunuz. Devlet kademesinde her meslekte olur bu hak zaman zaman. Tabii biz gitmek istediğimiz bir dolu okul bulmuştuk da bizim okula gelmek isteyeni bulmak imkânsızdı. Ancak köylü olup da istediğimiz yerde çalışıyor olan biri yapardı bunu. O da olmadığı için boşluğa attığımız taşlardan herhangi bir ses de gelmemişti hâliyle.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1