Entel muhtarlar ve Gerilimli kitap yer değiştirmesi (Hakkâri'de 19 Mevsim- 7.2)

 

Entel muhtarlar

24 Ocak 2013’te Nabi Avcı Millî Eğitim Bakanı olmuş, görevinin birinci ayında Hakkâri’ye gelmişti. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile birlikteydiler. Bir akşam valilik toplantı salonunda muhtarlarla, ardından da öğretmenlerle buluşulacaktı. Okuldan direkt oraya geçtik Beytullah’la. Muhtarlar doldurmuştu büyük masayı ve etraftaki sandalyeleri. Toplantı uzamış, bizimkiyle birleşmişti. Sonuna kadar bekledik. Konuşmalar soru cevaplarla hâlleşme şeklindeydi daha çok. Talepler iletildi notlar alındı cevaplar ve sözler verildi. Sohbet bitmişti ki bir acayip gelişme oldu. Girişte soldaki raflardan kitap alan (kapan) bakanların yanında bitiveriyordu. Rastgele kitapları imzalatıyorlardı. Bu garip kervana biz de katıldık. Tarık Tufan’ın Ve Sen Kuş Olur Gidersin’i elimdeydi. Tabii ki Nabi Avcı’ya imzalattım, arkadaşım da Mehmet Şimşek’e imzalatmıştı.[1]

 






Gerilimli kitap yer değiştirmesi

Toplantı bitmiş, millet yavaş yavaş dağılıyordu. Kitap buluşmalarından birbirimize biraz aşina olduğumuzdan Önder Bozkurt’la göz göze geldik, selâmlaşırken rica ettim. Şuradaki raflardan biraz kitap alabilir miydik? ‘Tabii ki, fazla abartmamak kaydıyla alabilirsiniz.’ Hemen seçmeye başladık. Salon tamamen boşalmıştı. Acele ediyorduk. Her an bir görevli (ki bunlar kızgın polisler oluyordu genellikle) gelebilir, izinden haberi olmadığından işi bozabilirdi. Aldıkça kucağımıza sığmaz oldu ciltler. Dolapları karıştırıp çanta poşetlerden bulduk, ikişer tane aldık. O sırada korktuğumuz başımıza geldi. Pala bıyıklı uzun boylu bir polis daldı içeri.[2] Sıratta duran sinirle “N’apıyorsunuz bakalım siz burada” derken alıklaşan bakışımın arkasında gördüğü samimi yüzümden tanıdı. İzni söyledik, bir şey demedi, ama kapatması gerekiyormuş, hemen çıktık, zaten yükümüzü almıştık.



Valilik birçok dergiye de abonelik başlatmıştı. Her odada illa birkaç edebiyat dergisi, birkaç kitap oluyordu. Devran bizden yanaydı. Mesela şube müdürünü beklerken evde yarım bıraktığım yazıyı tamamlayabiliyor, çay ocağında ilk defa gördüğüm kitabın en azından arka kapağına göz gezdirebiliyordum. ‘Sehpa dergileri/kitapları’ algımız değişmişti.

 

Millî Eğitimde tek memurdan oluşan basın yayın birimi vardı. Oradaki, yapacak hiçbir işi olmayan arkadaşın bütün gün tek görevi vardı; yerel ve ulusal basını tarayıp Millî Eğitim ve Valilikle ilgili haber/yazı varsa bulup dosyalamak ve olağandışı durumlarda ilgilileri haberdar etmekti. Ben gıpta ediyordum çetrefilli işlerden bunaldığımda, o da ‘canım sıkılıyor burada sabah 8 akşam 5’ diye dert yanıyordu. Müsait vaktinde valiliğin kitap deposuna götürdü beni. En alt katta küçük bir odaydı. Ağzına kadar doluydu, raflar koliler silme kitaptı. Onun inisiyatifiyle oradan da biraz kitap aldığım doğrudur.


İl müdürü Mahmut Kurtaran, vali beyin tavsiyesiyle göreve getirilmişti Bitlis’ten. O da uygulamalara ayak uyduruyordu bu kültür sanat işlerinde. Yanlış hatırlamıyorsam ikinci dönem de bir kere gitmiştik bu toplantılara.



[1] Bundan iki sene sonra (7 Mart 2015) İstanbul CNR’da aynı kitabı Tarık Tufan’ın kendisine de imzalatmıştım olaydan bahsedip. Memnuniyetle karşılayıp biraz da şaşırmıştı orada yaptığımız şeye.

[2] İki dakika boş bırakmıyorlardı odayı. Kitap toplantıları için millet sandalyelere yerleşip valiyi beklerken birkaç polis tüm dolapları kontrol ediyor, makam sandalyesine oturup ileri geri sallanıp ayarını ölçüyor, kısık gözlerle her tarafı kolaçan ediyorlardı. Sanki başka birisi girmiş gibi, senelerdir orayı kullanmamışlar gibi her defasında aynı titizlikle yapıyorlardı bunları.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1