Fakülte sekreteri olsam mı, bilemedim şimdi (Hakkâri'de 19 Mevsim- 7.5)

 Fakülte sekreteri olsam mı, bilemedim şimdi

Mart 2013

Evde otururken il müdürü Mahmut Kurtaran kendi cep telefonundan aradı. Yakınlardaysam hemen makama gelmemi söyledi. Kalktım gittim. Teftiş kurulu başkanı Ayhan Demir de oradaydı. Ne olursa olsun, insan tedirgin oluyor. Gerçi menfi durumlarda müdür kendi telefonundan aramaz, resmiyet araya girer de girer. Sakınımlı hareketlerle koltuğa otururken ne içeceğim soruldu, çay olur dedim. Konuyu açtı hızlıca. Dışarı çıkmayacak, Hakkâri’de kimseye çıtlatılmayacaktı. Lafı dolandırmadan söyledikleri için çarpıldım. Hakkâri Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde sekreterlik boşmuş. Rektör ve dekan Millî Eğitime haber uçurmuş, birini gönderin diye. Beni uygun görmüşler. Ben afallayadurayım, onlar başka mevzulara geçip arada beni de ortak ettiler. Yine ‘ne dersin, şöyle olur böyle olur’ gibi teşvik edici cümleler kuruyorlardı. Genel itibariyle bir emrivaki olmadığını anladığımda, düşünmek için zaman istedim.

 

Başta eşim, ailem ve bir bilen dostlarıma danışmak, yanı sıra internetten araştırmak iyi olacaktı. Sedat abiyi, Emre abimi, babamı, amcamı aradım, sordum. Hepsi sevindi ilk etapta. Ama iyi düşünmemi de ısrarla tavsiye ettiler. Öte yandan kabul edersem Hakkâri’ye çakılıp kalacaktım. Çalışma ve hayat şartlarım iyileşecek, ama burada kalma sürem daha da belirsizliklerle uzayacaktı. MEB’i biliyordum, üniversitenin işleyişi nasıldı acaba? Öğretmenlikte kadrom vardı ve yakın olduğunu umduğum, önümüzdeki bir iki yıl içerisinde tayinim çıkacaktı. Tavsiyeyle geldiğim görevde rektörle, dekanla anlaşamadığımda ne olacaktı? Beni önerenlerin hatırı bâki miydi? Değildi tabii.

 

Araştırmalarımda gördüm ki, fakülte sekreterinin kabaca otuzun üzerinde görevi vardı. Hepsini dikkatlice okudum, üzerlerinde düşündüm. Bazısı zordu, bazısı hayli cazip. Sonunda bir maddeye geldim ve kararımı verdim. Sekreter, fakültenin tüm ihale işlemlerini yapıyordu. Burada durdum ve diğer bütün söylenenleri, düşündüklerimi bir kenara koyup kesinlikle reddettim. Gidip hemen söylemedim. Önümüzdeki hafta Vali beyle kitap toplantısı vardı çocukların, onun akabinde ayaküstü söylerdim. Hem beklemek işime geliyordu. Böyle büyük bir teklifi hiç düşünmeden reddetmiş görünmek istemiyordum. Toplantı bittiğinde çocuklarla uğraşırken müdür beyi kaçırdım. Çabucak çıkmıştı. Biz merdivenlerden inerken o hızlıca yukarı çıkıyordu ikişer ikişer. Bir an göz göze geldik, sonra ayrıldı gözlerimiz, akabinde yine hemen kavuştu tekrar. Bu hâli bilirsiniz. Çok önemli bir işiniz olan kişilerle yaşamışsınızdır siz de. Durakladı, duraklattı. Ne yaptığımı sordu. Yönü ileri dönük ve kıyıl kıyıl ilerliyor olduğundan çok konuşamayacağımızı anlamış, kısaca cevap vermiştim. İstemiyordum, okulda devam edecektim. Yine de iyi düşünüp düşünmediğimi, bunun geri dönüşü olmadığını söyledi. Bence esas diğerinin geri dönüşü yoktu. Teşekkür edip, sözlerimi yineledim. Ajandasını açtı, geriye doğru yaprakları çevirdi. İlgili sayfanın alt kısmında adımı, köyümü ve görev teklifini gördüm. Kalemi ajandanın kenarından söküp boydan boya çarpı atarak üstünü çizdi ve kaldığı yerden görüntü ve pek tabii hayat akmaya devam etti. Ek ders ücreti konusunda bile neler neler yaşamışken milyonluk ihalelerde kim bilir ne baskılara maruz kalacaktım. Bana göre değildi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1