İpler ve eller- İnşa edilen arşiv (Hakkâri'de 19 Mevsim- 9.5)
İpler ve eller
Yanı
sıra ücretli rehberlik öğretmeni bile vermişlerdi, bolluğu varın siz düşünün. Yan
tarafta temelleri atılan binanın yükselmesi gibi eğitim öğretim de yavaş yavaş
yoluna giriyordu. Ücretli öğretmenlerimiz yedi kişiydiler. Hepsi de gayet
çalışkan ve uyumlulardı. Eskisi gibi değildi artık şartlar. En başta,‘gelmeyince
ücret kesilmemesi’ saçmalığını konuşmuyorduk artık. Önceki sene çektiklerimi
bir ben bilirim. O saatten sonra zaten kimse de gündeme getiremezdi benim
yanımda bu konuyu. Kökünden çözülmüştü artık, öyle Millî Eğitime çağırmalar
falan olmayacaktı. Sağ olsunlar vali beyle de il müdürüyle de aramız çok
iyiydi. Daireye gittiğimizde dediklerimizi vakitlice yaptırabiliyor,
ihtiyaçlarımızı oyalanmadan temin edebiliyorduk. Koskoca okul almıştık,
diğerleri devede kulak kalıyordu. Hüseyin’i bazen tıkıyorlardı, onları da telefonla
ben çözümlüyordum. Herkesin her birimin numarası vardı. Taşbaşı’na gösterilen
ihtimam, doğrudan valilik düzeyindeydi.
İnşa edilen arşiv
İnşaatı,
zorunluluğun yanında kişisel merakla da izliyordum, tabii ki geleneksel itkilerle.
Atama sayfasına baktığımda sistem tıkanınca kendimi dışarı atıp oyalayıcı
olarak şantiye bulmuştum hatırlarsanız. Bu inşaat da belki gevşetiyor,
rahatlatıyordu. Veysi Zibek iki günde bir kesin geliyordu. Kendisi olmayınca
oğlunu gönderiyordu. Vezir dedeme benziyordu; iş bilen, ince hesapları gayet
kolay çözen bir ustaydı, müteahhitti. Topluma karışamayacak kadar eksiği olan
kişileri hayatından çıkarmış, yeniliği kalmayan zafer sarhoşluğunu çoktan
arkasında bırakmıştı. Elemanları sayıyor, saygı duyuyordu sert olmayan ama
mecbur bırakan otoritesine. Hangisi çalışacaksa önceden kurduğu ilişkilerle hazırlıyordu,
kimse de gelmem demiyor, günü gününe işliyordu inşaat.Ünlü ve meşgul kimliğinin
gerektirdiği, sürüp gitmesi için ölesiye lâzım olan harcıâlem angaryaları da
kendisi üstleniyordu. Köylüden de çalışanlar vardı. Ücretlerini hakkıyla ve
zamanında ödüyordu.
İflah
olmayan biçimsizlikleriyle imlâya gelmez bunca meselenin arasında mühim görev
bildiğim iş de arşivcilikti. Devlet mekanizmasının olmazsa olmazıydı bu rol. Elimden
makinem eksik olmaz, gördüğüm her farklılığı çekerdim. Programlarda çekilen tüm
fotoğraf ve videoları da herkesten toplayıp depolardım. Köy ve özellikle okul
için hatırı sayılır nitelik ve nicelikteydi arşivim. Her hafta pazartesi
günleri inşaatın ilerlemesini düzenli kaydediyordum. Temelden başladım, 11 ay
sonra tayinimin açıklandığı haftaya kadar kayıtları sürdürdüm. Meşguliyetim
varsa, hem onlar gözünden de bakılabilsin diye sırayla öğrencilere
yaptırıyordum.[1]
İnşaatın
güzel gitmesinin bir sebebi de Hasan Arar’dı. O ne yaman bekçilik yapıyordu öyle,
Bekçi Murtaza gibi kimseye göz açtırmıyor, Veysi Zibek’in sözlerini fazlasıyla
yerine getiriyordu. İnşaatların bir numaralı işgalcisi çocuklar, ortada hiç
sebep yokken bile uzağından geçiyorlardı. Tüm süreç boyunca bir çivi dahi
eksilmemişti inşaattan.
[1] Ağustos 2014’te
okulu fiilen teslim aldığımızda bu binlerce fotoğraftan kayda değer onlarcasını
merkezde bastırıp hazırlamıştım. Fon kartonları ve yapıştırıcıları bile almış,
kenara koymuştum. Arkadaşlar geldiğinde bunları hazırlayıp açılışta sergi
yapacaktık. Olmamıştı, kursağımda kalan heveslere eklenmişti.
Yorumlar
Yorum Gönder