Kaygısızlık mevsimi- Sayın valim (Hakkâri'de 19 Mevsim- 7.1)

 Kaygısızlık mevsimi


Sayın valim

 

Vali bile koltuğuna oturdu.

 

Hakkâri’ye geldiğimde Muammer Türker valiydi. Nisan 2012’de 2000’lerin başında sivilleşen MGK Genel Sekreterliğine başlayınca Hakkâri’de bir memnuniyet oldu bir süre. Küçük yerlerde anlaşılırdır böyle sevinçler, benimsemeden ötürü. Mayıs ayında yeni vali Orhan Alimoğlu geldi. Valinin değiştiğini, yenisinin gelmesinden çok, eskisinin MGK’daki görevinden ötürü süren dedikodulardan anlamıştık. Ara sıra görüyordum çarşıya gidip gelirken. Müdür yetkili Mevlüt’ken valilikte pek işim olmuyordu. Ertesi seneyse her gün oralardaydık. Çay ocağından arşivine, inşaat emlâkten personel şefliğine, şube müdürlerinden il müdürüne herkesle işimiz oluyordu illaki. Valiyle de bu vesileyle tanıştık.

 

Bir dolu projeyle gelmişti Aksaray’dan. Kitap üzerine olan tam bana göreydi. Önceden belirlenmiş çocuklarla toplantı salonunda öğlene kadar sohbet ediyordu. Vali beyin projesinde gözde okullardandık. Çünkü eşi, köydeki aşiretlerden biri seyitlerin[2] uzak emsallerindendi. 1’den 8’e kadar hem kitaba ilgili hem de maddî durumu zayıf, yetim veya öksüz çocuklardan 25 kişi istediler. Listeyi gönderdik, günümüz geldi saatinde kapıda hazır bulunduk. Başka okullar da oluyordu. Vali bey, önüne aldığı ve arkasında kaybolduğu tepeleme kitaplardan seçerek hem dağıtıyor, hem muhabbet ediyordu. Çocukların kurduğu cümlelere göre hangi kitabı vermesi gerektiğini biliyordu. Fena hâlde cezp etmişti bendenizi. Toplantı sonunda konuşan konuşmayan her çocuğun önünde çanta dolusu kitap oluyordu. ‘Bir topluluğun içindeki herkes az çok sahnede olduğunun, kendine bakıldığının bilincindedir’ ya, çocuklar da iyi oynuyorlardı rollerini.

 

Valilik nasıl görevdi, değişik geliyordu bana. Görev tanımı diye bir sınırlaması yoktu. Vilayette, merkezde ve mücavir bölgede dip köşe ne varsa ilgi ve yetki alanındaydı. Öğretmen dersten sonra dönüp arkasına bakmayabilir, doktor her hastasını tanımayabilirdi. Ama vali öyle değil, her ama her alandaki tek yetkiliydi. Başına buyruk yürüme düşleri kuramazdı. Bir yandan ildeki terör operasyonlarını organize ediyor, askerlere ölmeleri ve öldürmeleri yönünde emir ve talimatlar; bir yandan da birinci sınıf öğrencisine masal kitabı veriyordu. Kaç parçaya bölünmek gerekirdi acaba?

Kitaplarla birlikte, üzerinde ‘okuma ücreti’ yazan, içinde 250 lira olan bir zarf alıyordu çocuklar. Durmadan insanları yoklayan yoksulluk yüzünden yoksunluğunu çektiği en önemli şey olan bu para iyi bir miktardı, haftalık iaşeye yetebilirdi. Gem tutmaz heyecan, tezcanlı sabırsızlıkla sarınan öğrenciler için hiçbir tanıma sığmaz, hiçbir teraziye gelmez bu yaşadıklarının onlar için ne anlama geldiğini asla anlayamayacağım. Buyurgan atmosferde, şehirli mesafelilikle kontrollü kullanılan ve bulaşmayan bir iyilik değildi bu, etkisi ömür boyu sürecekti.

 

Bize de söz hakkı geliyordu bazen. Konuşmalara katılıyor, payımızı alıyorduk. D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğü’nü istemiştim, ama öğrencilerin hakkı diye vermemişti. Vali yardımcısı Önder Bozkurt da kitap kurduydu. İşini iyi yaptığından emin kimselere mahsus özgüven, bakışlarından okunuyordu. Millî Eğitim Müdürü de iki amirine ayak uydurunca hızla ve sağlıklı ilerliyordu proje. Valiliğe sürekli kitap geliyordu dağıtımcılardan. Sekreterler koli koli kitapları envantere kaydediyordu. Birkaç oda kütüphaneye dönüşmüştü.

 

Birinci dönem iki kere çağırılmıştık. İbrahim Tenekeci’yle topluca tanışmaya gittiğimizde uyandırdığım intiba gibi, burada da aynı dertle dertlendiğimiz anlaşılmıştı. Seyitlerin köyünde olmam da etkiliydi elbet ilginin yoğunlaşmasında. Uzun zamandır ihmal edilen bu köye bir şeyler kazandırmakta kararlıydılar. İrtibat kuracakları iki üç kişiden biriydim.

 

İkinci dönem başladığında sabit hattan arandım. Valilik özel kalem sekreteriydi. İki gün sonra vali bey bizimle görüşecekmiş. Son yirmi yılın en çok karı yağmıştı Hakkâri’ye, tatil gün gün eklenerek bir haftaya uzamıştı, evdeydik. 1993’teki yağışı da hatırlıyorum. Ulaşlı’da diz boyunu geçen yüksekliğe ulaşmıştı. Çocuk dizi tabii. Beytullah’la bir tam gün boyunca doya doya gezmiş, keşifler yapmıştık merkezde ve civar mahallelerde.

 

Valiliğe vardım, öncesinde tanışmadığım diğer üç öğretmenle birlikte biraz bekletip aldılar makama. Her an tetikte, telsizli özel giyimli korumalar eşliğinde çift çelik kapıdan içeri girdik. Makam sahibince ayakta karşılandık. Ön koltuklarda oturduk. Çaylar içildi, sohbetler edildi, nasihatler tavsiyeler verildi. Hoşbeşten sonra birer dosya takdim etti. Hakkâri Valiliği antetli kaliteli lacivert bir dosyaydı.[3] Konuşma sırasında günlük gazetelerdeki bazı köşe yazılarından bahsetmişti. Bazıları elindeydi, bazılarını da sekreter çıktı alıp getirdi. Öyle kabaca gazete sayfasını yazdırmamış, word’e aktarıp düzenleyip özenle bastırmıştı. Bunlardan vardı dosyanın içinde, bir de belge. Hafif tören havasında teker teker teslim etti başarı belgelerini. Çalışkanlıktan ötürü verildiği yazıyordu. Yalan yok, büyük moral oldu. Bir şeylerin iyiye gideceğine dair inancım arttı. Yanı sıra birer şemsiye de hediye etti, Marlux marka. İnsan valilikten ve doğrudan en büyüğün elinden alınca evladiyelik kalitede zannediyor. Kullanana göre değişir tabii ama iyisi kendini ilk bakışta bile belli ederdi, bunlar orta kaliteydi. Belge 18 Aralık 2012 tarihinde düzenlenmişti. Görevdeki üçüncü yılımın dolmasına on gün kala resmen taltif edilmiştim.[4]

 

Gözlerimize değil, daha derinlere, hiç dokunulmamış, bizim bile bilmediğimiz yerlere kolayca adlandırılamayacak dikkatlerle baktığını hissediyorduk. İşimiz bitince uğurlarken ayaküstü de biraz konuştuk ve kitap vermek üzere arkadaki küçük odaya çağırdı. Dedim ya her yerde kitap deposu vardı. Gözüme yine sözlük çarptı. İki insanın birbirine bu kadar yakından bakmaması gerektiği kuralını ihlal etmenin yarattığı boşlukta yalpaladığından bu sefer kıyamadı da verdi. Ne yapayım, çok pahalı bu tür sözlükler. Bu toplantı gizli kalsın denmişti. Küçük şehirde dedikodu olmasın, okul içinde sözü edilmesin, yayılmasın, özel kalsın isteniyordu. Sözüm söz, kimseye bahsetmedim, eşim bile bilmez, öyle sır saklarım.



[2] Adları üstünde Araptılar esasen, sonradan Kürtleşmişler dediklerine göre.

[3] Hâlâ içine eklenen yenileriyle önemli evrakım bu dosyanın içinde mahfuzdur.

[4] Sonraki senelerde de beş başarı belgesi daha aldım. Toplamda altı ediyor. İlk üçü için ayrıca bir de Üstün Başarı Belgesi ve yarım maaş kadar ödül ödemesi aldım. Hakkâri’ye gittikten üç sene sonra almıştım ilk belgemi, İstanbul’da ise dört sene sürdü. Almak için uğraşmıyorduk tabii, işimizi etrafa göre biraz fazla çabayla yapınca idare tarafından görülüyordu demek ki. Ocak 2018’de yazar-okur buluşmaları kapsamında Cihan Aktaş’ı okulda ağırlamıştık. Bunun içindi 25 Nisan 2018 tarihli belge. Diğeri Kültür Merkezinde düzenlediğimiz 23 Nisan programına katkımdan dolayı birçok arkadaşla birlikte aldığım 7 Ocak 2019 tarihli olandır. Yine aynı tarihli Üstün başarı Belgesini de hak etmiş oldum üçlemeden ötürü. 31 Aralık 2019 tarihli ödül kaydını da o ay almıştım. Göreve başladıktan tam on yıl sonra gelmişti ödül. 2020 Korona günlerinde Vefa Destek Gruplarında 65 yaş üstü vatandaşların maaşlarını dağıtma görevinde iki gün çalıştığım için yine bir başarı belgesi aldım, 23 Haziran 2020 tarihli. 17 Ocak 2022 ve 1 Haziran 2022’de yeni bakan niyeyse tüm öğretmenlere başarı belgesi verdi. Tabii benim belgeler ikinci kere üçe tamamlandı. Üstün Başarı Belgesi hak etmiş olduk. Bu uygulama iyi değil bence. İlk genel belge verildiğinde arkadaşlarla aramızda konuşmuştuk. Gerçek başarılarından dolayı belge alıp ödülü hak eden arkadaşlara bir sürü ortak çıkmıştı yoktan yere. Bununla birlikte havadan ikinci belge de gelince ben de bu hak gasp edenler kervanına katılmış oldum. Şimdi bize de ödül verilecek. Ama o kadar çok ki sayı muhtemelen sonraki senelere sarkar bizimkiler. Şimdilik durum bu şekildedir. Belki bir kitap yayınlayabilirsem o zaman da bir belge hak ederim. MEBBİS’ten kadro kaydıma bakarken bir şeye daha denk geldim. Sekiz yıl ceza almadığım için bir kademe daha almışım. Şu an Ağustos 2022, önümüzdeki sene de bir belge daha verileceğini öğrendim. Yazık, bir şey sandığımız belge yerlere düştü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1