Kör topal bina (Hakkâri'de 19 Mevsim- 5.9)

 

Kör topal bina

Sene başında binayı fiilen teslim alıp sınıfları ayarladık. Girişteki 2x4 ebadındaki odayı idarî işlere ayırdık. Geri kalan her müsait yeri sınıf (14) yaptık.[1] Bazı sınıflarda 5 sıra vardı, zaten en büyüğüne 8 sıra girebiliyordu. Normal eğitim tek tesellimizdi. İki idareci de okulda olabiliyorduk. Merkezdeki işler çok olduğu günlerde genelde Beytullah kalıp işleri görüyordu.


İnce zevklere sahip nitelikli mahir ustaların meziyetlerini sergilemelerine izin vermeyen aceleciliğe mahkûm olmuştuk maalesef. Karmakarışıklıklar haresi, bir köşeye çekilip çevreyi şehri köyü yaşananları hayatın akışını gözlerimize doldurmamıza izin vermiyordu. Mecburiyet’te şöyle sakin kafayla piyasa yapmayı ne kadar isterdim açıkçası, ama pek olmadı işte. Üçüncü kattaki mutfağı sökmüşlerdi. (Sökülen dolapların nereye gittiğini, kimin el koyduğunu bilmiyor olamam değil mi?) İkinci kattakini söktürmemiştik tadilat sırasında, kantin türü küçük bir yer ayarlamıştık. Hizmetlilerden aynı zamanda dükkânı da olan biri işletiyordu burayı. 200 lira kira alıyorduk kira. Sağlık müdürlüğünden gelip iptal edene kadar basit satışlarla işletmişti. Öğretmenlere de tost falan yapıyordu, kantin kapanınca sadece öğretmenlere hizmet verdi bir süre.


Hizmetliler için de bir oda ayırmıştık. Ama benim odada konaklıyorlardı daha çok. Millî Eğitim her sınıfa bir tahta, bir dolap, bir masa sandalye ve sıraları göndermişti. Kış gelirken de sobalar geldi. Her gün tam 17 (yazıyla on yedi) tane soba yakıyorduk. 1990’ların ilk yarsında Gölcük’te okuduğumuz okulun ısınma şartlarına dönmüştük yine. Merkezdeki su sistemi vesilesiyle de annemin anlattığı 1970’ler 80’ler standardında, irdelememizin dışında ve ötesinde yaşamaya çabalıyorduk. İlk seneki kiralık evden kurtulduk derken bu daha beter, onun büyük boyutlu hâliydi. Ciddi, verimli, profesyonelce olmaya çalıştığımız her an, bakışlarımızı ağırlaştıran ve öfkemizi dişlerimizin arasından fısıldadığımız kopyalanmış yapısal sorunlar peydahlanıyordu üç beş yerden. Tekerrür edip duran tekdüze hayat da değildi talebimiz, ama yerimizde sayabilmek için bile dişimizi tırnağımızı kayalara geçirmek zorunda kalıyorduk. Her sabah faaliyete geçen onca sobanın gün boyu yanması sağlanacak ve akşam da temizlik ve dolumu yapılacaktı.



[1] Okuldaki her odaya kartondan levhalar yapmıştım. Yirmi küsur güzel kelimeden benimki ‘vefa’ydı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1