Ölüm yakında, ölen uzakta (Hakkâri'de 19 Mevsim- 6.4)

 

2012-2013

Ölüm yakında, ölen uzakta

Ara tatil yaklaşırken zaten beklediğimiz, ama uzakta olmanın, en son bir görememenin acısıyla daha da üzüldüğümüz bir haber aldık. Anneannem yoğun bakıma kaldırılmıştı. On-on beş yıldır kanserle mücadele ediyordu. Birçok ameliyatlar olmuş, sancılı tedaviler görmüştü. Dayılarım canla başla hastane hastane dolaşıyorlardı. İstanbul’da olduğumdan o yıllarda yakından şahit oluyordum. Emre ve Talha’yla birlikte ninemizin acısını azaltmak için çabalıyorduk. Uzakta olduğunuzda birileri düğün yapmasın istersiniz, ama en çok da birileri ölmesin diyedir temenniniz. Bakalım anneannem için nasıl seyredecekti zaman? Dört büyüklerin hepsi zaman zaman ameliyatlar geçirmişlerdi, ama bu sefer durum ciddiydi.

 

Karneden sonraki hafta sonu sınav görevim olduğundan, ama daha çok ücretlerdeki yükseklikten hafta ortasına almıştık biletleri. Saçmalığa bakar mısınız, anneannem yoğun bakımda ve biz Çarşamba gününe bilet kestirmişiz. Gerçi daha öncesinden almıştık, ama yakına çekebilirdik. Onu da düşündük. En erken pazartesi olurdu, onun da bir farkı yoktu gözümüzde. (Bu görece tasarrufu dönüş uçağını kaçırarak telafi(!) edecektik ya neyse.) Pazar günü sınav işlerini bitirmiş, Çarşamba sabahının gelmesi için iplere daha çok asılmaya başlamıştık. Akşamına Enes abimden gelen telefonla sülalece bile asılsak o iki günün kolay geçmeyeceği belli olmuştu. Bir aya yaklaşan yoğun bakım sonrası anneannemi kaybetmiştik. Pazartesi cenazesi kaldırılmış, Çarşamba günü ancak dâhil olabilmiştik aileye. Açmadığın dalda sözün geçmiyorken olmadığın yerde nasıl geçsindi.

 

O sene yazın tanıştığımız Cihan Aktaş’a kitapları hakkında düzeltmeler ve birtakım eleştiriler gönderiyordum. Sonrasında cevap maili aldım kendisinden. Madem öyleydi, bu sefer kitap çıkmadan okuyabilirdim. Ayak İzlerinde Uğultu ilk editörlük teklifiydi. Önceki işlerimden başka ispatım yoktu kendi adıma. Madem beğenmiş, o zaman kendime güvenebilirdim. Dosyayı çıktı alıp güzelce okudum. Bu sırada yolculuk vakti yaklaşıyordu. Bitirmiştim, ikinci okumayı da yapmak istiyordum, zaman yetmedi. Havaalanında eşi Mehdi abi gelip almıştı fotokopileri.[1] Gölcük eski garajlar durağında indiğimizde ortanca dayıoğlum Abdullah karşıladı minibüsle. Eve girdiğimizde annem daha bir özlemle sarıldı. Millet kendini hazırlamaya çalışıyordu yoğun bakımdayken, ama ölüm yine de herkesin dizlerindeki o son bağları da gevşetmesini beceriyordu. Bizi beklememişti koca kadın. Özellikle depremden sonra dedemin dükkânı kapatıp, üç sene sonra da bir araba kazasıyla iyice elini eteğini çekmesiyle evin idaresi anneannemdeydi. Hep öyleydi gerçi ya, şuncacık cümlede dedeme de kıyak yapalım değil mi biraz.


[1] Öykülerin birinde evin büyüğü kadının cenaze töreni sırasında mezara indirilişi anlatılıyordu. Teknik veya anlam açısından değil ama yaşadıklarımın benzerliği açısından buna kayıtsız kalamazdım. Anneannemin mezara indirilişini anımsatan bu kısma düştüğüm notu bir hafta sonra okuduğunda Cihan abladan taziye maili gelmişti.

Cihan Aktas <aktascihan@gmail.com>

Kime: Siz

11.02.2013 Pzt 22:02

Şimdi anneannenizle ilgili satırları okudum. Allah rahmet etsin.  Mekanı cennet olsun. Cenazesine yetişemediniz sanırım. İnşallah zor bir ölüm olmamıştır.

Öykü tevafuku.

Sabır diliyorum size ve metanet.

Selamlar

Cihan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1