Üçlendik (Hakkâri'de 19 Mevsim- 3.13)
Üçlendik
2011
Ağustos ayı bizim için bir yandan çocuk beklemek de demekti. Hesaplara göre
bayram günlerine denk geliyordu doğum. Sorun gözükmüyordu. İki aile de
hazırlıklarını tamamlamıştı. Annemler için beşinci torundu, eşimin ailesi
içinse ilk. Hâliyle onlar daha heyecanlıydılar. Annem her çocuğundan ilk torun
için beşik almıştı. Bizimkine de alındı. Oda da yerini hazırlamıştık. Olaylar
şöyle gelişti: Bayramda evdeydik ilk gün. İkinci gün kahvaltıdan sonra iyice
sancılandı eşim. 31 Ağustos Çarşamba öğlene doğru, önceden hazırlanmış
çantamızla, ikimizin de doğduğu Gölcük Devlet Hastanesine gittik. Herkes gibi
biz de doğumun Kocaeli’de olmasını istiyorduk. Hem niye Hakkâri’de doğsundu,
hem de orada tek başımıza nasıl bakacaktık yeni doğan bebeğe? Dönem içinde
olsaydı da en az bir ay önceden gönderirdim yine ailemizin yanına. Sonraki
senelerde Beytullahlar böyle yapmıştı mesela.[1]
Kontroller
yapıldı. Daha vakit gelmediğinden koğuşa alındık. Bayram olduğundan bomboştu
hastane. Yine bomboş koğuşta benim de bir yatağa yatıvermemi çok görmüştü
hemşireler. Sen mi doğuracaksın bebeği, sancıları sen mi çekeceksin gibisinden
bakışları vardı. Ama sağ olsunlar hayli ilgilendiler doğumla, haklarını teslim
edelim. Akşama doğru birkaç kere daha kontroller yapıldı. Böyle şeylerin gece
vuku bulma âdeti vardır ya, ayın çekim gücüne daha fazla karşı koyamayan bizim
çocuk da geleneği bozmadı. O gece, günle birlikte ay da devrilmişti. Eylül 1’i
gösteriyordu takvimler. Gecenin yarısında zorladı annesini, saat tam 2’de ilk
oksijenini soludu ve yanan ciğerleriyle gözlerini açtı dünyaya.
Hastanede
kayınvalidem de vardı. Akşama doğru gelmişti İstanbul’dan. Biraz daha durup,
selameti kendimce garantiledikten sonra sabah erkenden gelmek üzere eve geçtim.
İlk çocuğumuzdu sonuçta, ama dinç olmam da gerekiyordu. Annesiyle birlikte
sağlıklıydı kerata. Hastane gibi yollar da bomboştu. Halıdere giriş ve
çıkıştaki açıklıklardan Körfeze baktığımda Hersek Boğazına doğru ışıl ışıl görüntü
vardı kadrajımda. Balık sezonunun açılmasını beklemişti. İsmi bende hazırdı.
Kimse karışmamıştı. Dedemler babamlar müsaade etmişlerdi. Dar ama dargın
havsalamla mazlum saydığım, sandığım birinin adını münasip görmüştüm. Sabah
yine geçtim hastaneye, durumlarında problem olmadığından gönderdiler eve.
Değişik hislerle doluydum. Bir gitmiştim, sonraki sene iki olmuştuk. Şimdi
içimizden bir kişi daha çıkmıştı. Ben acemiydim, yanımda başka bir acemi ortakla
macera benzeri yaşananlardan habersiz üçüncüyü eklemiştik kafileye.
Sonraki
günlerde biraz sarılık oldu. İki gün küvezde yattı. Hadi bakalım taze baba,
bebekle birlikte yolculuk günleri de geldi çattı. Normalde 1 Eylülde okulda
olmamız gerekiyordu. Çocuk daha erken doğar, birkaç gün görüp sonra giderim
diye geciktirmiştim biletimi. Tam denk geldi babalık iznim. Tek başıma gidecek,
bayram için geldiğimde hep birlikte dönecektik. Eşim için hiç de kolay olduğunu
söyleyemem. İlk gelişinde tam referandum günü olayların içine düşmüştü. İkinci
gelişinde de kucağında 2,5 aylık bebek ve bir sürü yaşanmışlıkla içini
doldurmaya icbar edildiği boş tecrübesizlik kutuları vardı. Ben çok mu
farklıydım sanki. Biraz yukarıda bahsini açtığım durum gelip burada da
yapışmıştı yakama ve benimle birlikte etkim altında olan herkesi daraltıyordu.
Düğünden hemen iki hafta sonra askere gitmiştim, çocuk doğduğundan birkaç gün
sonra da memleketin tâ öbür ucuna gidiyordum bu sefer. Neyse ki öğretmen olmama
rağmen gözüm arkada değildi.
[1] Bu konuya
girmişken şunu da aktarayım. Bir gün Vahit abinin dükkânında oturuyorken kanser
hastası çocuklar için bağış toplayan biri geldi. Üç beş konuşmadan sonra
çantasından bir evrak çıkardı. Doğum yerini fosforlu kalemle işaretlediği nüfus
kayıt örneğiydi bu. 1992’de babası görev icabı Hakkâri’deyken burada doğmuş.
Damardan girip ikna etmeye çalışıyordu insanları. Nasıl yani, dernek
toplantısında düşünüp taşınıp bu ilginç fikri kim bulmuştu acaba? O sırada bize
karşı pek işe yaramadı ama Hakkâri gibi şehirlerde buna tav olacak çok kişi
vardır. Memleket asabiyeti yüksek ne de olsa. (Bunun gibi birkaç senedir
gündemde olan SMA’lı çocuklarla ilgili yürütülen kampanyalarla ilgili de pis
kokular geliyor burnuma; ne kadar geleceği belli olmayan para için bunca büyük kampanyalardan
dolayı.) Lafı uzatmadan söyleyeyim, Hakkâri’de memleketle kandırılıyordu
insanlar, şimdi de valilik onaylarıyla.
Yorumlar
Yorum Gönder