Zıplayan hasta (Hakkâri'de 19 Mevsim- 5.3)
Zıplayan hasta
Ambulansla hastaneye kaldırıldığım günün ertesinde rapor almayıp kalkıp okula gittim ben, Çavdar dedemin ateşler içinde geçen gecelerin sabahında kalkıp dükkânını açması gibi.
O sene hayatımın en zor dönemlerindendi. İlerleyen aylardan birinde ilk ve son defa ambulansla hastaneye taşındım. Detayını illaki anlatacağım, vakti geldi. Sabah geldiğimde birkaç kere istifra etmiştim, sürekli tuvalete çıkaran ishal de cabası. Gelirken bir şey yok gibiydi, mesai başladığında artmıştı. Bir iki saatte iyice hâlsiz düştüm. Okulun karşısında İzzettin’in bakkalının önünde kendimi güneşe vermiş oturuyordum. Sıcak fayda ediyordu biraz. Git gel derken, en son sağlık ocağına gittim. Sağlıkçının tavsiyesiyle birkaç kaşık yoğurt yedim. Odadaki yanmayan sobanın da kapağını açık bıraktı, gelirse oraya kusayım diye. Oldu da, içeride ne kalmıştı bilemiyorum, ama yine bir dolu kustum sobaya. Biraz daha uzandım yatakta. Sonra bal şerbeti yaptı, iyi gelir diye, şekeri düzenler belki. İçip uzandım tekrar. Biraz durulmuştum. Bir vakit sonra kalkmam gerekiyordu, işler beklerdi. Nereye kalkıyorum, mecal mi kalmıştı! Beytullah ara ara gelip yokluyordu. Yok, böyle olmayacak, hastaneye gitmem lâzım, etkili bir serum falan neyse taksınlar da canlanayım. Şoför merkeze haber verip aldı beni ambulansa, Beytullah da geldi, arka kısımda oturdu yanıma. Şoför ve hemşirenin unuttukları bir şey vardı. Hastayı sedyeye bağlamamışlardı. Kolumda serumla zorla tutunarak gidiyorduk. O kadar da hızlı gitmiyordu, ağır yaralı değildim sonuçta, ama yatar vaziyette zorluyordu virajlarda. Kış bittiğinde karları kürürken yolun bir kısmı da zarar görür. Çukur çukur olur her yer, en çok da Depin’e varmadan kar tünellerinin oralar. Orada iyice yavaşlayıp zikzak geçişlerle çukurları aşırması gereken şoför sağ olsun, hiçbir çukurun hakkını yemeden hepsine uğrayarak devam ediyordu. Arkada saman balyası mı taşıyor, insan mı taşıyor belli değildi. Hoplaya zıplaya giden ben, bir çukurda öyle bir havalandım ki, vücudum sedyeden kesildi, vurarak geri düştüm. Bu neydi arkadaş, saçmalığa bak ya. Tünelleri geçince durdu. Öndeki hemşireyle Beytullah yer değiştirdi. Arkada personelden başkası oturamazmış. Hastanede bu şekilde görürlerse sorun olurmuş. Durmuşken tekrar söyledik de biraz yavaşladı. Hastaneye varınca bir de hesap kitap işleri vardı. Doktor benimle ilgilendikten hemen sonra, şoför ve hemşireye ‘Niçin ambulansla getirdiniz bu hastayı, o kadar da kötü değil durumu,’ dedi. Belli ki hastalığın imtiyazından, sürecin hiçbir aşamasında olmadığı gibi burada da faydalanamayacaktım. Özür dilerim doktor hanım, köylülerin zorluklara antrenmansız göğüs germe özelliklerini edinemedim daha. Onur kütüğüne isim çakmakla bitmiyor iş, kasvetli iç karartıcı da olsa ortam, kişisel sıkıntılarınızı bir kenara bırakıp hissedilir derecede zarar vermeden yapmanız gereken bir göreviniz var. Hayran olunacak bir güvenle sinirlendiğinizi saklayan anlam yüklü sessizliğinizi bozarak, kendinizi tutmak için gösterdiğiniz şu büyük çabayı salıverin de herkes rahatlasın. Evet, işin bu boyutu da varmış, suiistimalleri önlemek için doktorlar işi sıkı tutuyormuş. Ben tabii o arada hasta hâlimle güç bela görüp duyabildiğim doktordan nefret etmeye başladım. Onlar çıkınca bir daha kusmam geldi. Depin’de durmuşken içtiğim iki yudum su içerilerimi hareketlendirmişti. Ya da suçu suya atmayalım, tamamen şoförün işgüzarlığındandı. Doktor köyde öğretmen olduğumu, müdürlük yaptığımı bilmiyordu, bilemiyorum belki de çıtlatmışlardır. Ama ona dair hiç konuşmadık, aslında gerek de yoktu. Birinci serumdan sonra müşahede odasına geçtim, orada da ikinciyi taktılar. Bu arada eve geç geleceğimi, okulla ilgili işlerin uzadığını söyledim. Beytullah hiç ayrılmadı yanımdan. Bütün senenin acısı çıkıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder