6-8 Ekim olayları (Hakkâri'de 19 Mevsim- 12.12)
6-8 Ekim olayları
Yan yoldan geliyorduk, Turgut Reis’ten merkeze giden köprüye
çıkmıştım yanlışlıkla. Solda merkez, sağda bizim mahalle vardı. Sola gidemezdik
zaten, sağdan ileriden bir dönüş daha alıp öyle gelecektik. Bulvara çıktığımızda
arabanın içine son derece tanıdık bir koku girdi camlardan. Fevri hareketlerle bir
yandan kontrolleri bende olan camları düğmelerden harekete geçiriyor bir yandan
da içeridekileri uyarıyordum. Beynimdeki kodlar diğer hatıraları geri
getirmişti. Organik bağım devam ediyordu demiştim ya, bu dâhil olsun istemezdim
listeye. Gaz bombasını yeterince tatmamış mıydık, bu da nesiydi?
Olayların
farkına yeni vardım. Binlerce km. yer değiştirmiştik, gelmiş yine bulmuştu bizi.
Arabadakiler ‘bir şey olmaz arka sokaklardan dolanalım’ falan dediler. Duyuyor,
anlamaya çalışıyor fakat kesinlikle itaat etmeyeceğime dair kendimi
şartlandırıyordum. İleri gidersek ne olacağını en iyi, hatta bir tek ve yalnızca
ben biliyordum. Köprüden bize doğru gelen 30-40 kişilik polis ekibini aşıp
yolumuza devam etmeliydim. Gazın etkisinden kurtulmalıydık önce, arabada
yaşlılar ve çocuk vardı.
Robokoplar kalkanlarını siper
etmiş, bir bütün hâlinde sisler içerisinde geçtiler yanımızdan. Yerlerde iri iri
taşlar, küçük çaplı molozlar vardı. Hem onlara hem polislere dikkat ederek
mahalleye, eve doğru sürdüm arabayı. İlk senemde Ahmet Türk’ün yumruklanma protestosunun saçmalığı,
ikinci senemde adayların veto edilmesi sebebiyle Depin’deki bekleyişimiz,
ailecek markette mahsur kalışımız, balkondan odun alırken tıkanışım ve maruz
kaldığım birçok vandallık önce burnumu, sonra aklımı sızlatarak geliyordu.
Korkumu, neyle karşılaşabileceğimizi hâlâ anlamamış, eve geldikten biraz sonra
yine gitmek istemişlerdi. Biliyordum başımıza nelerin gelebileceğini, net bir dille
olmazlandım. Amor fati'nin kralı gelse ikna olmaz, evet'lenmezdim. Sokakları da tanımıyordum ki daha, sıkışırsam nereye kaçacaktım.
Taşa tutsalardı kim gelip müdahale edecekti? Elde yok avuçta yokken arabayı nasıl
tamir ettirecektik? Arabayı saydım ya şimdi, ölmezdik değil mi, o kadar da değil. Öylece oturduk oturduğumuz yerde. Haberlere baktığımızda ancak
hak vermişlerdi. Bu sefer sadece polis değil, farklı siyasî görüşlerden vatandaşlar
da katılmıştı çatışmalara. Merkez darmaduman olmuştu, ortalık fena karışmıştı.[1]
[1] Bu olaylar, tıpkıbasım
sokak düğünleri, karakol bombalanması, çarşıda serilen ışkınlar yeni yeni
alışmaya çalıştığım şehirde Hakkâri’de hissettirdi beni. Fatih Karakolu
bombalandığında gecenin 1’inde yazı işlerine yoğunlaşmıştım. Korkunç sesle
yüreğim hopladı. Deprem değildi. Elektrikler gitmediğine göre trafo da
patlamamıştı. Balkona çıkıp etrafa baktım, sakindi. Kimse sokaklara akmamıştı.
Lastik mi patladı acaba derken kelimelere daldım tekrar. Sabah uyandığımızda
öğrendik. Teferrüç tepesinde oturuyorduk, karşıdaki Aydos tepesine doğru
yayılan mahalledeydi karakol. Oraya saldırmışlardı. Tabak gibi zemine yerleşen
ilçede tepeden gelen ses her yere yayılmıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder