Aşiret cenazesi ve aşiretler
Aşiret
cenazesi ve aşiretler
Kırıkdağ
Mahallesinden hayli zengin ve hatırlı ağanın oğlu intihar etmişti. 2012’nin
Kasım’ıydı sanırım. Evdeki keleşle yapmıştı. Silahlar, cephanelikte değil,
maalesef evlerde tutuluyor. Gerek kavgalarda gerek bu tür üzücü durumlarda en
yakın araç oluyor insanın eline gelen. Bütün şehir konuşmuştu günlerce,
haftalarca. Şehrin namlıları, milletvekilleri gelmişler cenaze için. Çok
kalabalık olacağı söyleniyordu zaten. Yazdan kalma güneşli bir kış günü okuldan
dönerken şehrin girişinde rastlamıştık merkezden Kırıkdağ’a eklene eklene
uzanan konvoya. Kendimizi alamayıp araçları saymaya başladık. Cenazeyi unutmuş çeteleye
sarmıştık. Taksiler, minibüsler, midibüsler, kamyonetler; geliyor ha geliyordu,
bitmek bilmiyordu. Servisi kenara çekip seyrettik biraz. Bizim yolu da ara sıra
işgal ediyorlardı çünkü kalabalıktan ötürü. Arkalarında küçük bir kısmı hüzün ve
büyük kısmı ‘görüldü’ bırakan araçların sayısının 200’ü geçtiğini gayet net
hatırlıyorum, sonrası da vardı. Hakkâri Hakkâri olalı böyle cenaze görmemişti.[1]
Şimdi
korona günlerinde (2020) Kocaeli’de siyaset ve iş dünyasında tanınmış, havalide
hayli hatırlı akrabamız olan yaşlı bir amca, ‘En çok bu günlerde ölmekten
korkuyorum’ demişti. Cenazesinin sönük geçeceğinden endişeleniyordu. Ben tabii
ne o kadar tanınan ne de yaşlı biriydim. Ama az çok anlayabiliyordum korkusunu.
Ki Doğuda aşiretler arasında daha da önemlidir katılım. Düğünlerin cenazelerin
kalabalık olması istenir, beklenir, zorlanır.
Kiminle
konuşsanız söz ille aşiretlere ve kalabalık sayısına gelir. Bu sayıyla birlikte
hangi önemli mevkilerde ne kadar adamları olduğu bahsi açılır. Zaten kalabalık
ve bir arada hareket etme kabiliyeti olan insanlar siyaset tarafından da her
zaman görülmüştür. Karşılıklı gelişmelere yol vermiştir mukaveleler. Köy enstitülerinin
kapanmasının sebebi de bu değil miydi? Hükümranlığı elinden alınan ağalar; partileri,
hükümetleri oyla korkutmuş, öğretmene baskın çıkmıştı. Hakkâri’de 1970’lere
kadar bazı aşiretler, oy verecekleri partiyi sınırın Irak tarafında kalan
liderlerine sormuşlar.
Aşiretler çeşitli illere
dağılmışlardır. İran’da Irak’ta kolları vardır. Bizim köydeki birçok insanın da Irak’ta akrabaları çoktu. Okula gelmeyen bir öğrenciyi sordurduğumuzda Irak’a
taşındıklarını söylemişlerdi. Kaçakçılığın bölgede yaygın olmasının, iki
tarafta da birbirine güvenen akrabaların bulunmasıyla çok ilgisi vardı.[2]
Bazı köylüler, dağlardan kaçak olarak Irak’a gidip gelirlerdi; akraba ziyareti,
küçük çaplı alışveriş gibi sebeplerle. Arkadaş anlatmıştı. Dağda örgüt
üyelerine de rastlıyorlarmış, askerlere de. Sınırı geçtiklerinde, şehre
gidebilmek üzere belge almak için en yakın Irak yetkilisine müracaat
ediyorlarmış. On beş gün dolduğunda merkezde uzatılabiliyormuş süresi. Suriye
sınırında da telin karşısındaki tarlasında çalışıp akşam köyüne dönen insanlar
az değildir. Hakkâri’nin dağlık yapısından, en yakın kapı Çukurca’daki Üzümlü
olduğundan ve orada da pasaport gerektiğinden, beri tarafta kaçak yollar tercih edilir.
Dağlardan gidemeyen yaşlılar ve hastalar arabayla Üzümlü’yü kullanır.
Osmanlı’dan sonra
sınırların iyice ayrılması ve sonraki dönemlerde de bölgenin siyaseten ısınmasıyla
iyice kopmalar başlamış. Aşiretler arasında konfederasyonlar mevcuttur, yazısız
kanunları vardır; mahalleler, köyler, yaylalar bu düzene ayak uydurmak
zorundadır. İnsanlar resmî kanunlara uymakta zorlanırlar, büyük sözünün
bağlayıcılığından. Aşiret kanunları da serttir, ama diğerine göre daha geniş ve
yüzlerce yıldır atalarından gelmiş ve kendine ait olduğundan daha çok
sahiplenilir.
Bireysel karar vermek
güçtür. Serbest yaşamak isteyenler kendilerini dışarı, uzağa atmaya
mecburdurlar. Aşiret
asabiyeti kişisel başarılara tahammül edemez. Kişi bağımsız başarı kazanmamalı,
mutlaka aşiretinin desteğiyle buna eriştiğini deklare etmelidir, doğru olmasa bile. Çünkü falanca başardı denmez, bizim aşiretten falanca başardı denir.
İnsan,
toplumun üyesi olması hasebiyle, bütün bireysellikleri dâhil her şeyini
müdahaleye açmayı kabullenmek zorundadır.
Eskiden beri köylerde
birbirlerinden izole yaşayan aşiretler, 1960’larda başlayan şehre göçün
neticesinde iç içe geçip kaynaşmak zorunda kalmışlar. Bu yolla açılan
bireyselleşme kapısından duhûl etmek isteyenlerin sayısı günden güne artmış. Kimisi
daha sarp yerlerde, kimisi vadilerde yaşayan aşiretlerin uğraşları da farklılık
göstermiş, hayvancılık ve çiftçilikle iştigal etmişler görüldüğü kadarıyla.
Hakkâri’de iş imkânlarının kısıtlı olması da göçü hızlandırmış. Köylerden
merkeze o kadar hızlı olmuş ki, bazı sektörler çok sunî gelişmek zorunda
kalmış. Meselâ beyaz eşya sektörü çevre illerden gelen yatırımcıların
elindedir, kuyumculuk da kısmen öyledir. 2020’den beri şehre gelen doğalgazda
da kendi kendine yetemeyen sektörel kısırlık yaşanmış, başka şehirlerden
şirketlerin gelmesi zarurî olmuştur.
Dışarıdan gelenler için
hemen anlaşılmayan dallı, sürgünlü bir yapısı vardır aşiretçiliğin. Bir kişiyle
iyi geçinmek aşiretiyle de arayı düzeltmek; kavga etmek aşiretiyle de kavgalı
olmak demektir. Küçük anlaşmazlıklar aşiret liderlerinin konuşmasıyla çözülür,
talepleri kabul görmezse tarafların barınmaları güçleşir. Bazı aşiretler
arasında da komple kavgalar vardır, kimisi yüzyıllardır süregelmiştir. Hâli
vakti olmayanların rahatça yuva kurabilmeleri için düğünlerde takılacak altın
tahdidinden küçük yaşta evliliklerin engellenmesine, belediye meclisinden
milletvekili adaylıklarına, kurumlardaki görevlerden ticarî faaliyetlerin
paylaşılmasına kadar her şey, ama her şey bu sistemle sonuca bağlanır. Valiler
kaymakamlar merkezî yöneticiler, aşiretleri göz ardı ederek iş görmeye
çalışsalar ne kadar zorlanırlar anlatmaya gerek yok.
En büyük iki aşiretten
Ertuşîler 12, ve Pınyanişîler 4 koldan oluşur. Hangi koldan olduğunuzu
söylediğinizde çıkaramayanlara, üst aşiret söylenir. Bazı guruplar da aşiretler
üstü sayarlar kendilerini; Taşbaşı’daki Seyitler mesela. Şimdi unuttuğum ama
gerek kızgınlıkla gerek şaka yoluyla anlatılan ‘yığınla’ aşiret hikâyesi
dinlemiştim. Hakkâri’de araçlar için trafik ışıkları olmayabilir, ama herkes
için aşiret kuralları vardır ve her hareketlerinde bunları göz önünde
bulundurmak zorundadırlar.[3]
Başıboş harflerle dert anlatılmaz.
Ancak nida çıkarılır, o da bebekken veya ölüm döşeğinde imdat çekicini son kez çekerken.
Harp nizamında yan yana dizildiklerinde heceler, kelimeler ve cümleler oluşturarak
oluşturdukları yekûnla dünyanın en harika eserleri meydana gelebilir. Böylece sözün
kıymeti ve gücü artar. İnsan için de böyledir, tek başına güçsüzdür; aşiretler bu
yüzden güçlüdür, söz sahibidir.
Bilirsiniz dizel motorlar
benzinlilere göre daha geç ısınır daha geç soğur. Hakkâri’yi de bu kaçak
mazottan dolayı mıdır nedir dizel motor gibi geç kalabiliyor, olaylara tehirli
reaksiyon veriyor ve unutulması da geç oluyor. Aslında 15 sene öncesine göre artık
böyle değil tabii. İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşması, her elde akıllı
telefon olması makası daraltıyor. Bende bile yokken sıradan bir köylünün elinde
son model akıllı telefon olması, sadece kaçak yollardan ucuza gelmesiyle
açıklanamaz. Merkeze en kısa sürede ve etkin biçimde eklemlenme merakı da var.
Ara sıra buluşuyor olduğumuz hâlde elinde sürekli telefon olması teknolojik
açlığın yanında, sözgelimi cumhurbaşkanının açıklamasını ânında duyup etrafına
aktarma telaşıyla da açıklanabilir. Bu gelişmelerle artan bireysellik aşiret
kültürünü de duraklatacak, hatta bitirecek gibi.
‘Bizim
askerler, teker teker, fert olarak, dikkate değer birer varlık olmaktan ziyade,
bir küme unsuru idiler. Bu küme, bu toplum içinde her şeye kolayca ayak
uydurabiliyordu. Fakat bunlardan herhangi biri topluluktan ayrılıp da tek
başına kaldığı zaman, kendi teşebbüs kudretiyle, müstakil bir hareket yolu
tayininden hemen daima aciz kalırdı. Topluluk içinde yahut da toplulukla ilgili
işlerde daima, tâbi olacağı, arkasından gideceği bir önder arardı.’ (Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir)
[1] Günler günleri, aylar ayları kovalarken ağanın evinden karabasan eksilmiyordu. Beş ay sonra da kızı intihar etti, kendini ağaca asarak.
[2]
Yahudilerin
Dünya çapında ticaret yapabilmelerinin sebebi de krizi fırsata çevirmeleridir.
Sürüldükleri için küçük yerleşim yerlerinde barınamamışlar, her biri uzak
şehirlere dağılmış ve ticaret için olmazsa olmaz irtibatı çok sağlam
kurabilmişlerdir.
[3] Bu kısımda
yararlandığım kaynaklar:
https://hakkari.ktb.gov.tr/TR-159353/asiret--ve-asiretcilik.html
Aşiretlerle ilgili çok eksiğim var, farkındayım. Ama değişik bir tecrübedir aşiret hayatı.
Yorumlar
Yorum Gönder