Bu da geçti (Hakkâri'de 19 Mevsim- 11.6)
Bu da geçti
Günler
böyle okulla ilgili geçerken ve arkadaşların gelmesine az vakit kalmışken
önümde çetrefilli, nur topu gibi başka bir sorun daha vardı şimdi. Üstteki bina
bize tahsis edilirken ilkokul vardı sadece köyde ve ilkokulun binası orası
olarak gözüküyordu. Yeni binanın teslim yazısında da mühür beratında da
ortaokul ibaresi vardı. İşe bak, yeni bina ortaokulundu yani. Bense buranın
kesinlikle ilkokula ayrılması, ortaokulun eski binada eğitime devam etmesi
gerektiğini, edebileceğini düşünüyor, karşıma çıkacak muhtemel muhalif fikirlere
karşı argümanlar üretiyordum. Bunu içgüdüsel olarak, hissime mağlûp düşerek
yaptığımı söyleyenler çıkabilir, uzun ve zorlu uğraşlar sonucunda dört yıl
sonra kavuştuğum, yapımında bizzat emeklerimin geçtiği, her gün onunla birlikte
benim de yeniden onarıldığım yepyeni binanın mürüvvetini göremeden ortaokula
kaptırmak işime gelmeyebilirdi. Kaptırmak demeyelim, işi şahsileştirmeyelim.
Sonuçta ilkokulun müdürü olarak gözüksem bile iki okula da ben bakıyordum iki
senedir ve binaların ayrılması bunu değiştirmeyecekti. Ama ilkokul
öğretmeniydim ve branş arkadaşlarıma arka çıkmalıydım; içimden böyle şeyler mi
geçiyordu? Diğer arkadaşlara haksızlık mı ediyordum, sınıfçıları kayırıyor
muydum? Evet, bu sık görülen bir şeydi. Şimdiden geri baktığım zaman bu
hastalığa benim de yakalanmış olabileceğim payını göz ardı etmiyorum. Her ne
kadar ayrı gayrımız yok; teneffüslerde hemen buraya koşar, imkânları birlikte
kullanırız desek de işin öyle olmayacağını herkes bilirdi. Eski binadan gelen
ortacılar her zaman ‘dışarıdan’ algılayacaklardı kendilerini ve kırık dökük de
olsa bir düzen kuracaklardı mutfak balkonundaki tahta oturaklarda yeniden.
Beni
asıl düşündüren ve şiddetle kesin konuşmama sebep olan öğrencilerdi.
Ortaokullar yıllardır köye nispetle bakımlı binalarda ama dışarıda eğitim
görüyorlardı, ilkokullar da evlerine
yakın ve fakat okul denemeyecek yapılarda geçiriyorlardı günlerini. Aslında
kimsenin durumu o kadar da iyi değildi, herkes bin bir zorlukla okula gidip
geliyordu. Ama sobalı binada ilkokullardansa ortaokul öğrencilerinin fedakârlık
yapıp ders görmesi akla daha yatkındı. Başka yerlerde birlikte kötüleyebilirdik,
ama burada şimdi akla karşı tezler üretmenin âlemi yoktu. Ders işleniş
bakımından, sınıfların genişliği ilkokula daha uygundu. Ortamın ders araç
gereçleriyle işlevsel hâle getirilerek somut düşünme dönemindeki bu küçüklerin
anlamalarına yardım olacak fırsatı barındıracaktı geniş sınıflar. Panoların,
duvarların, hatta zemin ve tavanın kullanımı gerekliydi. Eski binada bunu
yapmaya hem imkân yoktu hem de tamamen yadsımamakla birlikte ortaokullar için 'olmasa da olabilecek' bir şeydi bu tür faaliyetler. Meseleye öğretmenin rahatı yönünden değil, öğrenci temelli yaklaşınca haklı buluyordum düşüncemi.
İnşaat emlâkla, şube müdürleriyle ve en son il müdürüyle de görüşüp işi karara bağladıktan sonra tabelacıya gittim ve siparişleri verdim. Yalan yok, millet gelmeden bunları asarsam itiraz edenlerin kabullenmesi daha kolay olur, baskın basanındır diye de düşündüm. Çevremizdeki çoğu bilirkişi tarafından desteklenen haklı gerekçelerimiz güç veriyordu.
Ama bir dakika şimdi aklıma geldi, beni bu kadar keskin hareket ettiren başka bir olay daha vardı. Geçen sene Haziran seminerlerini merkezde alan arkadaşlarla toplantı yapıp memleketlere dağılmadan çok net olmasa da karara varmıştık hep birlikte; yeni bina ilkokulun olacaktı. Temayül yoklaması yapılmış, tek başına alınmamış kararın ağırlığıyla ezilmemiş oluyordum. Başka türlüsü fazlasıyla üzer ve yorardı. Gerçi benim açımdan değişen bir şey olmayacaktı. Yine yeni binada odamı ayarlayacak, ortaokuldan seçilecek yardımcım da her hâlükârda eski binada işine devam edecekti. İki idarecinin de ilkokuldan olmaması gerekiyordu temel olarak. Ben ilkokulla ilgilenecektim, o ortaokulla. Müdür yeni binada olacağımdan, ilkokulun da orada olması daha akıllıcaydı ayrıca.
Neyse, tabelaları aldım ve minibüse yükleyip köye götürdüm. Vahit abinin kuru temizleme dükkânının tam karşısındaki, onunla ilk buluştuğumuz akşam birlikte yemek yediğimiz lokanta reklâmcıya dönüşmüştü, Millî Eğitim orada yaptırıyordu bu tür işlerini. Gerçi bu kısa bilgiyi Vahit abi bölümünde okudunuz, ama olsun. Ertesi gün İzzet abiyle eski binanın tabelasını duvar çivileriyle çaktık. Yeni binanın alnına çiviler işlemedi, matkapla yapmamız gerektiğinden ve bu işlerde bir numaralı paydaşımız olan Nazmi’ye danıştım. Daha ertesi gün de oranın tabelasını astık. Milletin gelmesine bir hafta kala, zihnimdeki bir düşünce, üzerimden bir yük daha kalkmış oldu.
1Eyül pazartesiye denk geliyor, mesainin başlaması şaşmıyordu. Hafta sonu havaalanları yollar kalabalık olacak, Hakkâri gibi tüm Doğu illerine öğretmen taşıyacaktı vasıtalar. Arkadaşların hepsi geliyordu, kimse rapor aldım diye aramamıştı. Raporcu asker öğretmenle ilişkimiz de kesilmiş, bir nebze rahatlamıştım. Bu ikinci senemizde herkesin acemiliklerini üstlerinden atmalarını diliyordum. Gereksiz yere rapor almamalarını sağlayacaktım. Alan olursa da elimden geleni ardıma koymayacaktım. Aynı dertleri her sene çekmemeli, geleceği muhakkak başkalarını göğüslemeli, iyiliklerin üstüne katarak ilerlemeliydik.
Yorumlar
Yorum Gönder