Çöp
Çöp[1]
Köyde
çöpler ve leşler dereye ya da Zap Suyu’na atılır doğrudan. Cerahat
savuşturulmuştur, sonrasına bakılmaz. Merkezdeyse bu çok kolay ve kullanışlı
imkân ve çöp tenekeleri olmadığından belli noktalarda yığarlar. Biz, evin orada
derenin üstünü kapatan yolun kıyısına bırakırdık çöpleri. Dağ gibi olurdu bazen
ve bir kısmı doğal olarak dereye düşerdi. Belediye çalışanları iki günde bir
gelmeye çalışır, küreklerle elleriyle bunları çöp arabasına atarlardı. Ama iyi
ki çöp arabası vardı hani, normal kamyonla da toplayabilirlerdi.[2]
Şehir
merkezinde (mesela valilik bahçesinde) serbest dolaşan inekler görürsünüz ılık
ve sıcak mevsimlerde. Her türlü kaba pisliğin (mesela bebek bezleri) olduğu
çöplerden beslenirler. Diğer bölgelere göre cılız ve fakat kıllı bu inekler
uzun aylar boyunca şehir merkezini istila eder, üçer beşer gruplar hâlinde
mesken tutarlar çöplükleri. Çoğu zaman ağızlarında sallanan boklu bezleri,
iğrenç görünümlü poşetleri görür, içimiz kalkarak geçerdik yanlarından. İnek
kocaman ağzıyla bunları ayıramaz, yabancı maddeleri de indirirdi midesine. Yetkililer
sürekli anonslar yapar, derhal meralara ya da ahırlara götürülmelerini
tembihlerlerdi sahiplerine. Dinleyen kim! Bu sefer de müftülük aracılığıyla
ineklerin etinin sütünün necis sayılacağının fetvasını dillendirirlerdi
camilerden. Sokaklarda yayıla yayıla gezer, kavşak yeşilliklerinde sere serpe
yatarlar. Kimse ürkütüp korkutamaz, algımızdaki Hindistan kadar olmasa da epey
saygı görürler. Esasen küçükbaş hayvancılığın, özellikle de keçiciliğin yaygın
olduğu bir şehirde bu kadar inek kime ait, insan anlamakta zorlanıyor.[3]
Hakkâri’de de köy yolunda 12. km.de solda biriktirilir çöpler. Dağ gibi yükselmiştir yılların birikimiyle. Bütün sene boyunca yanar, kabaca depolanan yığın. Yağışlı mevsimlerde içten içe, güneşli günlerde de açığa çıkan alevlerle her an yanış hâlindedir. Yüksek dağların başlarındaki bulutlarla karışır dumanlar. Vadi boyunca kesif bir koku olur km.lerce. Merkezde gaz bombalarına tedbir olan kravatlar burada da faaliyete geçer hemen; hava ne kadar sıcak olursa olsun, beş dakika camlar kapalı gidilir. Bilemeyiz, belki de geceleri kendi kendine gümbürdüyordur, ama ‘ormanda bir ağacın düştüğünü bilmiyorsak ağaç düşmemiştir’ çıkarımı gibi çöpün patlamadığını söyleyebiliriz.
Köpekleri
de vardır çöplüğün. Mesken tutmuşlardır krallıklarını. Yukarılarda
pinekledikleri gibi, yol kenarına inip gözlerine kestirdikleri araçlara da
sarabilirler. Martıları da görmezden gelmeyelim. Çığlık çığlığa ağlaştıklarını
gördüğümde Kum Gibi daha anlamlı
gelmişti gözüme kulağıma. Martıyı denizde görmüştük hep, çöplükte martı mı olur
diyordum, oluyormuş. Nerede görürseniz orayla anarsınız.
[1]
Bu bölümü okurken burnunuzun direğine pek güvenmemelisiniz.
[2] Çocukluğumuzda
Ulaşlı’da çöp böyle toplanıyordu mesela. Belediyenin Bedford kamyonu sokak
sokak dolaşır, varillerde biriken çöpleri iki görevli güçlü kollarıyla alışkın hareketlerle
kasaya uzatır, yukarıdaki de müsait yere boşaltırdı. Düşündükçe kokusu burnuma
geliyor da direği kırılıyor; nasıl tahammül edebiliyorlarmış o işe, hayret
ediyorum hâlâ. Kamyonun tabanı sızdırdığı için giderken arkasında, saatlerce
gitmeyen koku ve günlerce silinmeyen iz bırakırdı sokaklara. Çalışanlar hızlı
hareket etmezlerse kamyonun durduğu yerde biriken su, küçük bir gölcük
oluşturur, sonrasında akıntıyla aşağı doğru yol alırdı. Dolduğunda tepelere
doğru çıkıp uçuruma boşaltılırdı.
[3] Zap’la birlikte
pislikleri tüketip öğüten ineklerden süt ve sevinç yerine çöp sağar insanlar.
Uyarıları dikkate almayanlar da içer durur. Zor bela yaylalara yollanan hayvanlar
pisliğe o kadar alışmış ki temiz yere çıkınca fark ediyor ancak otun yoncanın
tadını. Yazık, cidden yazık!
Yorumlar
Yorum Gönder