Dönüşsüzlük mevsimi- Sana bunu nasıl anlatabilirim ki (Hakkâri'de 19 Mevsim- 12.1)

Dönüşsüzlük mevsimi


Sana bunu nasıl anlatabilirim ki

Bu sefer çok daha itidalli olmalıydım. Olmuştu işte, bitmişti, birbirimizin içinden geçerek 19 mevsimin sonuna gelmiştim.

Sayfayı kapattım, neme lâzım, açık kalmasın; artık buralarda ben'im, o taraklarda bezim olmayacaktı, gözüm arkada kalmasındı. Gidiyordum ya, geride açık bir MEBBİS sayfası bırakmak istemezdim. Günde onlarca farklı kişi oturuyordu o sandalyeye. İnsan işte, çıkmayınca inanamıyor da on kere tekrar deniyor belki sonuç değişir diye; ama istediği çıkınca hemen inanıp güveniveriyor, sayfanın fotoğrafını çekiyor, elinde delil olsun da geri dönüşü olmasın diye.

 

Dışarı çıktım. Başımı sağa doğru çevirince cepheden güzel güzel bakan birini gördüm. Koskoca gövdesini abartılı ve kırgın özenle sergileyen Sümbül'le karşılıklı klarklaştık eski dostlar olarak. Yandaki manavdan bir torba dolusu meyve aldım. Neyse tart dedim, kilonun önemi yok şimdi. Herkese birer tane düşen, irilerinden şeftaliler ne kadar cazibeliydi öyle. Hafif tüylü, hafif sulu, hafif sert… Teslim edip çıktım dışarı. Şimdi meyve yemenin sırası mıydı? Ubeyd’in yanına gittim, ikinci olarak o duydu. Asker öğretmen olduğumu öğrendiğim gece eve giderken attığım uçar adımlar geri gelmiş, yine koşmadan yerden kesiyordu tabanlarımı.

 

Onlar, hayatlarını taklit ettiğim güzel insanlar, güzel motosikletlere binip çoktan gitmiş, artık sıra bana gelmişti. Hiç çekinmeden, utanmadan sıkılmadan, belki de umursamadan sevindim.

 

İlk geldiğim zamanlardaki karşılaştığım eski öğretmenleri düşündüm. Tam burada, Hakkâri’nin beş on adım süren çarşısının hafif dışında kalmasına rağmen muhtevasıyla cazibe merkezi olan Memo’da uzun sohbetler yapardık. Bize aşılmaz ufuklar gibi gözüken 'her an tercih yapıp gidebilecek olma bileti'ni ceplerinde taşımanın rahatlığına ölesiye muhtaçtım. Şimdi onlardan biri ve hatta gidenler arasındaydım.

Beytullah da gelmişti arabanın yanına. Dudaklarımdaki engel olamadığım gevşemesi ve parlayan gözlerimden doğan gülümsemeyle olan biteni uzaktan  anlamıştı. Benim kadar onu da ilgilendiriyordu. Haberi verdim. Mimiklerime sözlerime hareketlerime dikkat etmeye çalışıyor, en ufak bir hadsizlikle kalp kırmamaya gayret ediyordum. Ama vücudum istemsizce kıpır kıpırdı. Beklenen olmuş, bütün planlar değişmişti. Ne araba sürmek vardı şimdi gündemimizde ne de market alışverişi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1