Düzensizlik mevsimi- Arkada ne kalmıştı (Hakkâri'de 19 Mevsim- 13.1)
Düzensizlik mevsimi
Arkada ne kalmıştı
Öğrencilerle
ilgilenirken bir numara aradı. Uzun uzun çaldırdı, dersteyim deyip
kapatacaktım. Fakat hızlı davrandı ve beni alıkoydu dediği şeyler. Cumartesi
günü sabah 7’de Gazi İlkokulunun bahçesinde hazır bulunacakmışım. Direksiyon
sınavı içinmiş. Sultanbeyli’deki okulları tanımamakla birlikte gerek tercih
listelerinden gerekse üç dört hafta içerisinde az çok isimlerine aşina
olmuştum. Gazi’yi anımsayamamıştım. Hangi Gazi İlkokulu, nerededir diye
sorduğumda “Depin’e giderken en aşağıda sağda var ya, Sümbül Mahallesinde”
deyince ışıklar yandı. Adam Hakkâri’den arıyordu. Haziran ayında aldığım sertifikamı
götürmüş, görev listesine eklemelerini istemiştim. Ancak sıra gelmiş demek ki.
Ama benim yakışıklı abim, Hakkâri’de değilim artık. Tayinim çıktı benim. Size
kolaylıklar dilerim. Anlaşma sağlandı ve listeden adımı sileceğini söyleyip
kapattı telefonu.
Aylar geçiyor, Beytullah’a borcumuz yakamı iyice sıkmaya devam ediyordu. Açıktan istemiyor, görüşmelerimizde hatırlatmıyor, ima dahi etmiyordu. Ama durum ortadaydı, parça parça ödenen borçtan alacaklıya hayır gelmediği gibi, ödeyen kişi de muzdarip olurdu. Bir yandan eşyaların taksidi, bir yandan maişet gailesi, ilk aylarda belimizi fazlaca büküyordu. Ne yapıp edip bu borcu kapatmalı, diğerlerini de düzene koymalıydım. Birinden uzun vadeli borç bulup Beytullah’a versem, orayı rahatlatsam, diğer kişi de artık altı ay mı bir sene mi neyse bizi bekleyiverse. Buldum borcu ve öyle de yaptım. Sevindiğini sesinden anlayabiliyordum. Toplu parayı belki altın yapar, belki düşündüğü başka işte kullanırdı, ama diğer türlü her ay azar azar gönderdiğimde, harcanır giderdi. Arada kayıplar oluşmuştur diye biraz da fazla verdim toplamda. İçimi rahatlatacak miktar değildi ama elimden daha fazlası gelmiyordu.
Bir konuşmamızda yeni haberler verdi. Köyden tekrar merkeze taşınıyordu. Hayda, bu da nereden çıkmıştı? Öyle icap etmiş. Çok zorlanıyorlarmış merkeze gidiş gelişlerde. Ne hayallerle başladığımız sene, tayinimizle bir başına bırakmıştı onları köyde. Sebebi de açıkladı. Bebek bekliyorlarmış. Köyden kontrollere gittiklerinde, öyle olamayacağını görünce taşınmaya karar vermişler.[1] Hem de ne taşınma… Kasım ayının buz gibi soğuğunda, eşyaları tutan parmaklarını hissetmelerine engel rüzgârda taşımışlar eşyaları. Vadinin fenomenleri böyleydi işte. Arkasından geleceğimi hesaba katmadan taşınmıştı köye, güzel birliktelik olmuş, fakat arabanın kolaylığına kafayı hazırlamış ve alıştırmışken meşakkatler artınca bu yola başvurmuşlardı. Ne tesadüf, bizim de bir bebeğimiz olacaktı. Hakkâri’den geldiğimde öğrenmiştim. Ne şanslıydık, ailelerimizin yanında kolay olurdu. Gelmeseydik eşlerimiz el ele verip bu süreçte birbirlerine destek olur, selametle atlatırlardı. Belki gebeleri memlekete götürmeye bile gerek kalmazdı. Taşınmaya zorlayan sebepleri düşündükçe içim daralıyordu binlerce km. öteden. Elden ne gelir, yapacak bir şey yoktu, çekilecek çile isabet ederdi, musibetti, şaşmazdı. Ayrıca yine her gün servisle gidip gelecek, köye göre her türlü masrafı artacaktı. Haziranda tayin hakkı vardı, belki de çıkacaktı istediği yer. Beş-altı ay için fevkaladenin fevkinde olmuştu bu taşınma işi.
[1]
Burada uzatmayayım dedim ama bahsetmeliyim. Öyle bir çırpıda geçiliverecek
değildi söyledikleri. Büyük cesaret, sınırsız sabır gerektirtiyordu. Koskoca
işti yaptığı ve ben bunda uzaktan uzağa kendimi sorumlu hissediyordum.
Yorumlar
Yorum Gönder