Emanet ehline (Hakkâri'de 19 Mevsim- 12.4)

 

Emanet ehline

İmzalar için şube müdürüne geldiğimde, ‘nereye gidiyorsun, sen müdürsün hiçbir yere gidemezsin,’ demesin mi. Şaka mı yapıyor diye baktım, hayır, kafasını kaldırıp aynı şeyleri tekrarladı. Ne demekti şimdi bu, geldi mi üst üste bindiriyordu. Gayet ciddiydi ve resmiyette de böyleydi durumum. Yine başa sarmıştık, ikna ederek yerime birini bulmam, müdürlerin de bu kişiyi onaylaması gerekiyordu. Müdürüm dedim, izne ayrılmıyorum, tayinim çıktı, vekâleten baktığım görevi lütfederseniz sonlandırıp öğretmen olarak tayinimin çıktığı yere gitmek istiyorum ve olmuyor mu bu şimdi; en cahil hâlimle şaşkındım. Açıklayıcı aracı olarak kaşlarını kaldırıp bu sefer yüzünün tüm kısımlarını kullandığı mimikleriyle tekrar etti demin dediklerini. Hemen dışarı çıkıp Hüseyin’i aradım, acilen gelmesi gerekiyordu. Bu sene daha görevlendirmesi başlamamış olsa da geçen seneki müdür yardımcımızdı sonuçta. Daha isabetli kimi bulabilirdik. Dilekçeler yazıldı, imzalar atıldı, kilitler bağlandı, kilitler çözüldü, dosyalar kabardı.[1]

 

İl müdürünün yanına gittim en son vedalaşmak için. O da şaşırdı, beklemiyordu galiba. Her şeyin bana ani gelmesi gibi benim işim de ona öyle gelmişti. Üzüldüğünü hissediyordum. Ama artık gerek bina olarak yeni, gerek personel olarak nispeten tecrübeli ve kadrolu bir ekip vardı köyde. Sorun olmazdı. Tokalaşıp iyi temenniler diledik. Kafam omuz başlarımdan dolaba yöneldiğinde, mazot istediğimizde ‘şunları karıştır, maddeyi bul, yakıtı verelim’ dediği kalın ciltlere takıldı gözüm. Ayrıldığımızda niçin gülümsediğimi anlayamamıştı. Hacı’yla da selâmlaşıp ayrıldım.

 

Bundan sonraki adresim mal müdürlüğüydü. Hakkâri’de hemen hemen hiç şehir içi minibüs kullanmamamızın sebebi ‘her şeyin birbirine yakın olması’nın avantajından yararlanarak çaprazdaki binaya gidip orada da dört beş kapıyı gezip imzaları tamamlayıp dışarı çıktım. En geç iki haftaya hesaba geçermiş para.

 

İnsan alışmaktan yapılmıştır, ama başlarda bundan ölesiye korkar. Beytullah’ın edindirdiği alışkanlıkla son yemeğimi yiyip arabaya doğru yöneldim. O akşam nasıl bir akşamdı, anlatamam. Eşyaları da en son Hacı’ya teslim ettim. Yaptı mı yapmadı mı bilemiyorum, boşalttıktan sonra dip bucak temizlik sözü verdi. Geri kalanları çocuklarla yola indirip Nazmi’nin kamyonetiyle İzzet’in deposuna götürdük. Ev tuttuğumuzda Beytullah gönderecekti kargoyla. Yanıma alacaklarımı da yerleştirdim.

 

Dükkânın önünde oturduk biraz. Gururla iki okulu da gözlerime, zihnime kaydediyordum. Dirseklerimizi koyduğumuz masa sallanıyordu (tarafımdan). Beytullah içine kaçmış boğuk sesiyle telefonda konuştuğu için oyuna dâhil olamıyordu. Masaya sövüyordu belki de. Artık yapacak hiçbir şeyim yoktu, bu hâli seviyordum. İlk sene ara tatile giderkenki rahatlığın katbekat fazlasını içimde duyumsuyordum. Dirençle karşılaşan her değişim gibi çabalamayla geçen yıllar içinde işlerimi düzgün yapmaya gayret etmiş, tayinim çıktığı andan itibaren okulda ne bilgisayar ne dosyalar hiçbir şeye dokunmamıştım. Hiç fotokopi çekmeden, dönüp tek bir dosyaya bakmadan, ceketimi aldım çıktım odadan. Düzeltecek bir şey yoktu, çünkü her şey kurallara göre, plana sadakatle işlemişti. Sadece hatıra sadedinde fotoğraf ve videoları aktarmıştım harici diske.

 

Örtük talimatlarla anahtarları Beytullah’a teslim ettim. Gece onlarda kalacak, sabah güneşle birlikte yola çıkacaktım. Eve varınca oturup konuştuk. Aman ne konuşma, ikimiz de nasıl oldu bu işler böyle birkaç günde diye düşünüp duruyorduk.[2] Yalnız koymuştuk onları köyde. Olacak iş miydi yani?

Gittiğimde yerleştikten sonra borcumu ödemeye çalışacaktım. (Hacı’dan gelecek parayı da o alacaktı.) Başka ihtimal yoktu. Mecburen katlanacaktı buna, ben de acele etmeye çalışacaktım.



[1]Yürüdüğün yolda hâlâ en genç sensen, ya yolu ya kendini gözden geçir.’

[2] Bir ay önce Kocaeli’den gelirkenki vedalaşmaya uygun düştüğü için aktardığım cümle, şimdi burada tam yerini buluyordu: ‘Başlayacak olan uzun ayrılık boyunca unutamayacakları bir anıları olsun diye her ikisinin de sessizleşmesi.’

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1