Gelenler gidenler (Babam) (Hakkâri'de 19 Mevsim- 10.14)

 

Babam

Üçüncü ve son misafirimiz babamdı. Ertesi sene de kalsaydık muhtemelen abimler de geleceklerdi. Aşırı ısrar ediyorduk bu arada. Hayalciliğin ağır bastığı böylesi düşüncelerle çilemizi yerinde görmelerini, şahit ve ortak olmalarını mı istiyorduk acaba? Evet, öyleydi sanırım. Rakipsizliğin gururu değil, yalnızlığın mahzunluğuydu saik. Ulaşılmazlığın getirdiği hasret ve acılarla sırılsıklam, dağlanmanın kaçınılmaz şekilde garantilendiği uzakta yaşamak denen muammaya ortak olmalıydılar. Çile olmasa bile çocuklarının yaşadıkları yer, Fizan bile olsa gidip görmek gerekirdi bence. Bu ısrarlara daha fazla dayanamayan babam için, Fatih abiden bir ay sonraya bilet aldık. Annemin uçak korkusu vardı, karadan hiç gelemezdi. 23 Nisan’ın ertesi, Perşembe günü geldi. Okul tatil olduğundan rahatça karşılamıştık kendisini. 24 Nisan- 03 Mayıs arası, bir hafta kaldı.

 

Babamın gelişinde bir macera yaşamadığımız için doğrudan köye mi geldi merkezde mi karşıladık, tam hatırlamıyorum. Ama muhtemelen o da köye gelmiştir Çığlı arabasıyla. Evet evet, şimdi oldu. Yazdıkça daha netleşiyor olaylar. Minibüste bizim köyden biriyle tanışmış. Beni de tanıyormuş adam, merkezde oturduğu için Depin’de inmiş o. Yol boyunca arkadaşlık etmişler. Nasıl önemlidir biliyor musunuz bu bir kişiyle ortak irtibatlara sahip olmak, çok mühimdir çok. Araba köye vardığında o kadar kararmamıştı hava, günler uzuyordu. Birbirimizi görebilmiştik en azından. Abdülhamid’le çıkmıştım köprüye.

 

Babam bu tür ziyaretlerde daha konuşkan olduğundan hemen arayı buluyordu köylüyle, dayım gibi. Ben okuldayken İzzet’le bakkalın önünde oturuyor, ara sıra içeri geliyor, aşağı yukarı turluyordu birileriyle. Yine babamla da Beytullahlara gitmiştik bir gece, bir gece de onlar bize gelmişlerdi. Avluda bol bol oturup muhabbet etmiştik.

 

Bayram yoğunluğundan çıkmış, biraz rahatlamış, bir yandan da artık son düzlüğe yaklaşmış olmanın sorumluluğuyla derslere devam ediyorduk. Okul ve dere ıslahı inşaatını gezmiştik birlikte. İlk çalıştığım yerleri görselerdi kim bilir neler hissederlerdi durumumun fenalığıyla ilgili. Hafta sonu kendimizi hemen merkeze attık. Sabahın bedenlerde uyandırdığı yaşama sevincinin mahmurluğuyla, yine Mecburiyet’e hâkim Pelit pastanesine gitmiştik. İkinci katta cam kenarında babamın heykele doğru bakıp merkezdeki hareketliliği izleyebilmesini sağlayan masaya oturtmuştuk. Sonrasında valiliğin önleri, Valilik parkı gezmeleri ve tabii yine yeniden Mecburiyet boyunca turlamıştık. Vahit abiyi es geçemezdik. İkisi de teşkilatçı olduklarından beşinci cümleden sonra muhabbet bizi aşmış, memleket meselelerinden teşkilat işlerine kaymıştı.

 

Günü geldiğinde onu da Çığlı minibüsüyle uğurladık Van’a doğru. Bütün sesleri ve görüntüleri emen son derece güçlü ve görünmez hâllere teslimdik bu vedalarda. İsterdim ki hepsiyle en azından Van’a kadar gideyim. Ama olmuyordu, okulu bırakamıyordum. Müdürdüm sonuçta.


Bu bölümü tekrar okuduğumda fark ettim, herkese kişi sayısı ve kaldıkları gün oranında yer ayırmışım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1