Gide gide bitiyor (Hakkâri'de 19 Mevsim- 12.9)

Gide gide bitiyor

Çıktıktan sonra eve gittik. Vedalaşma vakti gelmişti. Karşılarında zorlu maratondan çıkmış, karşılaşacağı yeni sürprizlerden habersiz nispeten serbest biri olarak duruyordum. Onların zorunlu görevleri ne zaman biterdi belli değildi daha. Bunun mahcubiyeti de bana yüklenmişti her şeye ek olarak. Darı kelimesi dillerdeydi, hiçbirimiz tavuk değilken.

 

Geç kalmış olmamakla birlikte, artık yola koyulsam iyi olurdu. Kırşehir’den yukarı vurup Kırıkkale üzerinden Ankara’yı aşarak yolu azalttım, gaz fiyatları gittikçe ucuzluyordu. Rafineriye yaklaşıyordum. Fazla uzaklaşmadan depoyu doldurup devam ettim.  Her zaman gidip geldiğim yollar olmadığından tabela nereye götürürse oraya gidiyordum. Dönüşü kaçırdığım zaman en az 20 dakika kaybediyordum. Otobana girmeyi de aklıma getirmedim açıkçası.

 

Nerede olduğunu çıkaramadım, bir yerde F16 uçuşları vardı. Giderken Hasan Dağı’nın gözümü alması gibi uçaklardan biri de ileride sol çaprazımda yukarı doğru neredeyse 900’lik açıyla tersine pike yaparak dikine kalkışa geçti, açık yolda bakakaldım bir süre.

 

İlk gelirken körfezden getirdiğim oksijeni, dönüştürüp ciğerlerimden savurarak Hakkâri’ninkiyle buluşturabilmiştim, hızlı münakalâttan ötürü. Haziran’da ve tabii şimdi böylesi nakiller mümkün olamadı sürenin uzamasıyla. Ben de Hakkâri’de aldıklarımı yol üzerindeki, başına ne geleceğini asla bilemeyeceğim kahırlı taşra şehirlerine devrede ede yoluma devam ediyordum, Kocaeli’ye bir şey kalmayacaktı.

 

Gerede’de otobana bağlandım. Tahmini 2 saatlik yolum kalmıştı. Kemerim bağlı, uyarı alarmını öttürmemeye çalışarak seyrediyordum. Daha vaktim olduğundan mola verdim. Bundan sonrası kolaydı, ama yine de dinlenmeliydim. Masaya oturduğumda bizimkilerin uçak biletlerini iptal etmek için telefona gömüldüm. Şaka gibiydi, aylar öncesinden aldığımız biletlere artık gerek kalmamıştı. İnsanı bazen böyle küçük kazanımlar da mutlu eder. Beytullah’ı arayarak hatırlattım, köydeyken onun kartını kullanmıştık. Yoldan belden konuştuk, onlar da okulda hazırlıklara devam ediyorlardı. Kendini nasıl hissettiğini anlamaya çalıştım, çok da açık vermiyordu. Hepimiz şok geçiriyorduk anlaşılan.

 

Adapazarı civarında dorsesiz bir tır takıldı gözüme. Gıcır gıcırdı. Sürücüleri ürkütecek kadar hızlı gidiyor, resmen makaslarla otomobilleri arkasında bırakıyordu. Yol boyunca ara ara karşılaştık yine. İzmit yolunda ışıklara takıldığında geçebildim, elden gelen her şeyini ortaya koyarak ileride yine arkamdan yetişip solladı.

 

Uzun yolculuklarda en çok kazalar gidilecek yere yaklaşıldığında oluyormuş ya, bunu hatırlıyor, sonsuz elvedalara gelmemek için zinde kalmaya gayret ediyordum. Gölcük sapağına vardığımda, kavşaktan dönüp yukarı çıkıp arabayı düzledim ya, ondan sonra yol benim için bitmişti artık, gözüm kapalı da gidebilirdim.

 

Eşim ve çocuğum düğün vesilesiyle İstanbul’daydılar, geleceğim belli olduğundan bir daha dönmediler Kocaeli’ne, ertesi gün zaten ben gidecektim. Yarım saat sora evdeydim. Gölcük’e vardığımda trafiği içime sindire sindire bekledim ışık kuyruklarını. Bıraktığım gibi bulmuştum diyemem, çünkü asla öyle olamaz, saniyesinde değişiverir. Giderken buraya dair hiçbir hayalim yoktu yakın zaman için. Ya şimdi, başkaydı bambaşkaydı her şey, sahiplenerek bakıyordum etrafa. Doğup büyüdüğüm, benim ona ne kattığımı pek bilemiyorum ama sonuçta bana çok şeyler katan, biraz da her şeyin hepimize yaptığı gibi bizden çok şeyler alan şehre gelmiştim. Bir ay sonra yeniden Körfezin leblerinden seyrediyordum olan biteni. İnsan zorunlu terk ettiği memleketinden ayrılırken kızgın oluyor, unutmak, bazen de unutulmak istiyor gittiği yerlerde. Her geldiğimde yeni bir yabancıyla karşılaştığım seneler boyunca yine de benden vazgeçmeyen şehir, artık samimi dost gibi tebessüm ediyordu küçük sakinine. Bundan amcama bahsetmiştim. Her geldiğimde balkondan aşağılara boş boş bakıp memleket, hemşerilik üzerine düşündüğümde, bizi mekâna bağlayan duyguyu oluşturan etkenlerin yaşanmışlıklar olduğunu söylemiştim. Kafasında tam anlamdırabildi mi bilemedim, ama gayetle tıkız dikkatlerle çözümlemeye çalışmıştı en azından, gurbete pek çıkmayan hâliyle.

 

Planladığım gibi tamamlıyordum yolculuğu. Son olarak da Konca virajlarını dolanarak Ulaşlı’ya vasıl oluyordum. 32 virajları son kez görememiş olmakla birlikte, daha dün Hakkâri-Şırnak dağlarında dolandığımı hatırlayıp tebessüm ettim.

 

Son dönemeci alıp Ulaşlı’ya selâm çakacakken sağ şeritten yavaş yavaş ilerleyen kırmızı vosvos minibüs çarptı gözüme. Mobilyacı abimdi direksiyondaki. Buna inanamıyordum. Ben tâ 1700 km.den kalkıp gelmiştim, o da her gün bazen birkaç kere gittiği Gölcük’ten dönüyordu. Köy yolunda tepemize düşen taşlar bahsinde belirttiğim tesadüflerden biri gerçekleşmiş, onca (değil binlerce) km.nin sonuncusunda karşılaşmıştık. İlk karşılayan o olmuştu. Söze gelmeyecek duygularla el korna selektör üçlüsünü işe koşup selâmlaştık.

 

Işıklardan içeri girdim, kazaya karıştığım yerden geçtim, son dikkatimle anayola paralel sürdükten sonra site bahçesinden girip eve vardım. Bitmişti, evet, sona ermişti artık.

İlk havaalanına giderken bütün detaylarını incelemeye çalıştığım bu yolları sonlandırırken; artık benim için önemli olan sırasıyla Yeşilkent’ten itibaren kilolarından kurtulmuş, sokağa girdiğimde yüz’süzleşmiş, bahçeye ulaştığımda on’dan düşmüş metreler ve en önemlisi O’ndan azat olmuş benler ve bizlerdi.

Kemeri çözüp inmem biraz uzun sürdü. İyice kendime gelmeli, durulmalı, yeni yepyeni yepisyeni duruma alışmalıydım. Her şeyi bırakıp doğrudan eve çıktım. Akşam olmuştu, artık güzel bir yemeği hak etmiştim. Her geldiğimde yaptığım gibi yine balkona çıkıp uzun uzun yola ve kasabaya baktım. Tekrar olacak yazdıklarım belki, ama orası da bir başka gözüküyordu artık. İstanbul’da yaşayacak olsam da, artık uzak misafir değildik en azından.

 

İnsan aldığı küçücük haberle birlikte sürüyle planını değiştirebiliyorken, bizim eşiğinde olduğumuz yeni gelecek konusunda çalak adımlarla değişen çolak fikirler ve hislerimiz tavan yapmıştı. Bir gecelik vaktim vardı. Ayaklarım hâlâ bebek patiğindeydi. Sabah yola çıkıp görev yerime ulaşacaktım.

Dedemlere uğradım, o da tebrik etti hem tayin için hem de yolculuğu selametle bitirebildiğim için.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1