Lâle-terör bağlantısı (Hakkâri'de 19 Mevsim- 10.8)
Lâle-terör bağlantısı
Ters lâle ise Hakkâri’de endemik sayılsa da
çevre illerde de yetişen ve koparılması, satışı, şehir dışına çıkarılması yasak
olduğundan daha az görünür diğerlerine göre. Bu müthiş görünümlü bitki zaten
seyirliktir. 30-40 cm.yi aşan boyuyla üst tarafında yeşil saçakları olur,
laleler bu saçakların alt tarafında aşağı doğru sarkar. Değişik renklerde olur.
30’lu olanını bizzat gözlerimle gördüm. Çok nadir olan çoklular hemen koparılıp
köye ya da şehre getirilip sergilenir.
Soğanını alırsanız merkezde veya köylerde
yetişmez, ama köküyle birlikte getirip dikerseniz seneye çıkmamak kaydıyla bir
süre süsleyebilir bahçenizi. Edirne Selimiye Camisinde de bir ters lâle vardır.
Müezzin mahfelinin mermer sütunlarından birine bir adamın tersliğini
simgelemek için kazınmış normal lâlenin ters hâlidir o. Hakkâri ters lalesiyle ilgisi
yoktur.
Köy senemizde bahçeye normal lâle ve sümbül
ekmiştik. Peyzaj bile yaptık, belirli ölçülerle şekil verdik. Kasımda
mahallenin çocuklarıyla birlikte ektiğimiz bu soğanlar, kışın soğuğunu karını
toprak altında geçirip baharda çıktı yavaş yavaş. Etraflarını da çıta ve
iplerden basit çeperle korumaya almıştık. Üç kademenin ortasındaki sarı lâleler
çıkmamıştı, donmuştu muhtemelen. İç kısımda üç kök mor sümbül, dışarıdaysa 50
cm.ye kadar uzanan kırmızı lâleler vardı. Özenle koruyorduk, çok güzel görüntü
oluşturmuştu, bakmaya kıyamıyorduk seyirliğe. Başımıza ne geleceğini tahmin
ediyorduk, ama merkezde olduğumuz, en savunmasız ânımızda yakalandığımız
saldırıyla hepsi tarumar olmuştu. Kapıyı, tel örgüleri sağlamca kapatıyorduk
her çıktığımızda. Biz yokken çocuklar gelip Abdülhamid’e bakmış, sonra da
kapıyı aralık bırakmışlardı uzanamadıkları kilidi kapatamadıklarından. Zaten gelip
geçerken içleri gittiğinden sürekli tetikte olan keçilerin istilasına uğramıştı
bahçe. Ekip bir tane de olsa yeterdi. Sahibi görüp alelacele müdahale etmiş,
ama hemen hepsi gitmişti lâlelerin. Sümbüllere dokunmamıştı, tek tesellimiz
oydu. O nasıl yemek be hayvan, köküne ulaşana kadar toprağa daldırmış
dudaklarını, aşındırarak yemiş. Ne kadar tatlı geldi demek ki. Abur cubur
gibiydi. Her gün ot yiye yiye bıkmış olmalıydı.
Her yanı ağaçlık olan bahçenin güneş gören
yerine de arpacık soğanı ekmiştik. İki ay boyunca taze soğan yedik oradan.
Yanında da bir bölük maydanozumuz vardı. Bir bölgeye de kıvırcık ekmiştik, ama
güneş göremediği için el tırnağı boyunda yonca kadar büyümüş, daha ileri
gidememişti onlar.
Orman
müdürlüğünden 60 adet fidan almıştık. Hem okul bahçesine ekecek hem de
öğrencilere dağıtıp evlerinin önünde yetiştirmelerini sağlayacaktık.
Beytullah’ın bir âdeti vardı, her sene aile üyeleri adedince fidan dikerdi. Hakkâri’yi
de boş geçmedi nasiplendirdi. Çizelge hazırlayıp kime ne verdiğimizi yazmış,
sonraki aylarda kontrol edeceğimizi söylemiştik. Bakkal sohbetinde bunu
söylediğimizde oradakiler dağların tepesini işaret edip ne gördüğümüzü sordular.
Dikkatli bakınca uzaklıktan dolayı iplik gibi ipince sıra hâlinde noktalaşmış
keçilerin yürüdüğünü güçbelâ fark ettim.[1] Ne
demek istediğini anlayıp tebessüm ettim. ‘O keçiler varken fidan yetiştirmek
çok zordur burada, aşırı derecede korumaya almanız lâzım,’ dedi. Her birinin
etrafına kazıklar çakıp tellerle çevirmek zor işti. Yapanlar yaptı ama, büyük gayretle en az yirmi fidanı ertesi seneye devredebilmiştik. Keçiler fidan buldular mı
tepesindeki tohumluğu koparıyor, en tatlı yeri orası demek ki. Gerçi iğne
yaprakları yememeleri de normal. Tepesi yenen fidan da boya gitmiyor, bodur kalıyordu.
Büyüyemediği için gardı düşüyor, çabucak zarar görüyordu. Sütünün sağlıklı
olmasının bir sebebi de keçinin her şeyi yememesi, otlar arasında en zor
ulaşılanları yiyebilmesiyle açıklanıyor. Keçinin yediğini yiyebilirsin diye
söylemişlerdi. Asla zararlı bir şey yemezmiş. Bu doğru da, ona zarar vermeyen
şey ya bana zarar verir ama değil mi.
Şimdi
böyle coğrafyada yer tutan bir örgüte düzenli ordu ne yapsın? Bizim
büyükşehirde yetişen, iki ay acemilikten sonra sarp dağlarda operasyonlara
dâhil edilen erlerimiz, ömrü keçi gibi kayalar üzerinde geçmiş, her deliği
tanıyan, neredeyse şehir görmemiş kişilerle gerilla savaşında nasıl başa
çıkabilir?
Yorumlar
Yorum Gönder