Seçimler

 Seçimler

Hakkâri’de üç seçim yaşadım: genel, yerel, cumhurbaşkanlığı. Bir de referandum vardı, 12 Eylül 2010’da. Hatırlayın, o gün asker öğretmenlik için yaz tatilinden dönüş yolundaydık.

İlki12 Haziran 2011’deki genel seçimlerdi. Şu, adayların veto edildiği ve Depin’de mahsur kaldığımız, öncesinde detaylarını yukarıda anlattığım olayları yaşadığımız seçim. Merkezde ikamet ettiğimizden Cumhuriyet İlkokulunda oy kullandık.

İkincisi 30 Mart 2014 yerel seçimleriydi. Köydeydik. Okulda iki sandık kurulmuştu. Dört sandık olmadığından resmî görevim yoktu. Sadece binayı açmış, görevlilerin taleplerini karşılamıştık. İlk defa içerinden bizzat şahitlik ediyordum. Şimdi burada detaylarını anlatmayacağım bir dolu olay yaşandı. Köy muhtarı seçim öncesinde uzun görüşmeler ve ihtiyarların tavsiyeleriyle belirlendiğinden oy kullanma tam bir komediydi. Seçim öncesi gecelerce yapılan toplantılarda belirlenir muhtar. Son güne kalsa, o gerginlikte kimse yaşayamaz. Müstakbel muhtar, görevi olmamasına rağmen sandık başında kendi ismini zarflara koyup güzelce hazırlayıp herkese verdi akşama kadar.

 

1946 seçimlerinde uygulanan gayriresmî ve gayriahlâkî oy devşirme usûllerini şimdilerde Hakkâri’de baskın parti uyguluyor. Açık oy kullanmaya icbar ve Kandil’e ispiyonlama yoluyla zorlama vardı. Kandil, burada okullardaki disiplin kurulu gibi. Herkes ailesinin adının oralarda menfi anılmasından çekiniyor. Mümkünse hiç anılmasın. Müspet zaten anılmasın.

 

Paravan arkasına götürülenler, pusulası hazırlanıp verilenler, kaş göz işaretiyle uyarılanlar… Öğlen arası fısır fısır ayarlanıp millet adına atılan oylar. Görevliler yemek için sandık başından ayrılınca zarflanan pusulalar… (Aa, bir dakika, öğlen arası mı dedim. Evet, öğlen arası veriliyordu, görevliler başka bir sınıfta yemek yiyorlardı.) Köyde olmadığı hâlde lütfen telefonla aranıp adına oy kullanılanlar… Anlatamayacağım demiştim, anlatmış oldum. Sandık görevlileri dâhil kimse şikâyet etmeyince asker de gelemiyor hâliyle. Görebildiğim kadarıyla sadece köyün imamı ve ailesiyle biz yalnız başımıza, usûlünce girmiştik kabine.

 

Akşam olmuş, hava kararmış, bir yandan da elektrikler gitmişti. Hatırlarsınız, trafoya kedi girmişti. Askerler sandık başında denetliyordu sayımı, gelmeye mecburdular, çünkü içerisi ana baba günüydü. Niza çıkmadan bitti seçimler. F. Ç. açık ara kazandı. Hem korucubaşı hem muhtar olarak devam etti görevine. Aramız iyiydi öncesinden, köyde ikamet etmesi de cabasıydı. Karakol komutanı okula ziyaretlere geldiğinde üçlü zirve kurarak görüşüyorduk okulla köyle ilgili.

 

Üçüncüsü de cumhurbaşkanının ilk defa doğrudan halk tarafından seçildiği 10 Ağustos 2014 seçimiydi. Okuldan bir tek ben vardım; müdürdüm, Ağustosun başında arabayla gelmiştim hani. Uhuletle ve suhuletle, kargaşa çıkmadan geçmişti gün. Tam bir ay sonra pedala basıp ayrılmıştım Taşbaşı’ndan, hiç aklımda hayalimde yokken.


Köyde üç aşiret vardı: Seyitler, İdeyler, Kaşuriler. Köyün adı Seyitlerle anılıyordu ve diğerlerine göre daha çok söz sahibiydiler. Bir kere seyit olmalarından dolayı genel saygı vardı. Diğer türlü, dinî yaşamın getirdiği ayrı sükûnetleri oluşuyordu. İdeyler de az değillerdi, bu sefer muhtar bizden olsun istiyorlardı. Korucubaşı nasılsa Seyitlerden deseler de yapamadılar. Muhtarın hangi aşiretten olduğu çok önemlidir. Merkezde ismi bilinmese de "Taşbaşı’nda muhtar şunlardan olmuş" diye kalıplaşır kafalarda. Aşiretin diğer bölgelerdeki kollarına da rahatlama gelir, artı bir olarak telakki edilir. Kaşuriler de bu köydendirler, ama yolun, Zap’ın karşı tarafında, Geçimli yönünde biraz ileride yer tutmuşlardır. Niyeyse köyde genelde ayrımcılığa tâbi tutulurlar. Ben en çok diğer iki aşiretin çocuklarından duydum alay sözlerini, büyüklerden öğrendikleri kesindi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1