Ümitsizlik mevsimi- Hem nalına hem mıhına (Hakkâri'de 19 Mevsim- 11.1)
Ümitsizlik mevsimi
Hem nalına hem mıhına
Haziran
gelip çatmış, karneleri dağıtmış, arkadaşları yollamış, ellerimizin arasındaki bir
başımızla kalmıştık. Gidebilmemiz önceden belirli değil, ne zaman izin
alabileceğimize bağlıydı. Sene içinde bizimkiler geldiğinden hiç izin
kullanmamış, 20 günlük hakkımı yaz için korumuştum. Yıllık izin meselesine
alışmayacaktım. Zorla getirildiğim bu görevin görece imtiyazlarındansa, zor da
olsa öğretmenlikten doğan haklarımı geri istiyordum.[1]
Açık konuşalım, bir öğretmenin bir senede yoğun çalıştığı günleri toplarsak
ortaya çıkan küçük yekûndan sonra kimseye laf anlatamayız. Herkesin ağzını yaya
yaya konuşması boşuna değil. Ayan beyan, epey fazla tatilimiz var. Bakanlığın
tatil günlerinde öğretmenleri tamamen serbest bırakmaması, iyi planlamayla her
sene standart ve kayda değer programlara re’sen dâhil etmesi gerekir. Yine
kendimi tutamadım, hadi hesaplayalım. Birçok kişi karşı çıkabilir, ama bu
şekliyle yapıldığında sene başı ve sene sonu seminerlerinin tatilden sayılması
gerekir. Karşı çıkanları gerçekliğe, samimiyete, göz ve izanlarının şaşmamasına
davet edip devam edelim. 30 gün burada var, 15 de ara tatil var; etti 45.
Kılçıksız 60 gün yaz arasıyla topladığımızda 105 ediyor, yani 3,5 ay. Diğer
memurların azamî alabildikleri 30 günü çıkarırsak 75 gün, yani 2,5 ay yapar.
Hafta sonları ve bayram tatillerini de eşitlemeyi unutmuyoruz. (İşin
ücretlendirme detayına girmiyorum, o başka kapılara yol açar şimdi.)[2]
Diğerlerine
göre fazladan 2,5 ay tatil yapan meslek erbabı olarak en çok dem vurulan
meselelerden biri de eve iş götürmektir. Ağzımızı açmışken bunu da konuşalım. Günde
yaklaşık 330 dakika, yani 5,5 saat okulda olmak zorundayız. 6 ders 240 dakikayı
kapsar, 1 saatten fazlasını da teneffüs ve giriş çıkışlar. Her gün bu kadar
olmaz ya, hadi veli görüşmeleri için de yarımşar saat verelim, toplam 6 saatte
anlaşalım. Diğer memurların çalışmak zorunda oldukları vakitten 2 saat
eksiğimiz var hâlâ. Şimdi biz idarenin iş buyurmasıyla okulda geçirmeye mecbur
olabileceğimiz bu 2 saatin bir kısmını, hadi diyelim tamamını evimizde ders
hazırlıklarıyla, sınav okumayla geçiriyoruz diye mi bu kadar yaygara
koparıyoruz. Evet, eve iş götüren nadir meslek gruplarından biriyiz memurlar
arasında. Ama bence bundan yakınılmaz, memnun olunur. Diğerleriyle aradaki
farkı devlet dairesinde değil, kendi dairemizde ve görece istediğimiz vakitlere
yayarak, kendimiz de yayılarak kapatmış oluyoruz. Artık ağzımıza iyice pelesenk
ettiğimiz ‘eve iş götüren tek meslek’ lafından hicap etmeliyiz. Her şeyin bir
siyasası vardır ve öğretmenlerin sesi çok çıktığı için bastırıyorlar kamuoyunu.
Malum çağdaş kaygılarla hazımsızlığa gerek yok. Varsa da soda iç.
[1] On yılımı doldurmadığım için iznim otuz yerine yirmi gündü. İzinlerde yıla, kıdeme, kademeye, dereceye bakan ama ne garezi varsa göremeyen bakanlık; koskoca okulun idaresini teslim ederken resmî yaşıma göstermelik de olsa hiç bakmadığı gibi gözümün yaşına da bakmamıştı.
[2] Neydi ki bu
detay, unuttum bak. Maaşlarımızın diğerlerinden yüksek olması durumunu mu
kastetmiştim acaba? İki sene aradan sonra bilemedim şimdi.
Yorumlar
Yorum Gönder