Yaban keçisi (Hakkâri'de 19 Mevsim- 10.5)

 

Yaban keçisi

 

Sadece biz değildik yaban.

 

Bir akşam evde otururken kapı çaldı, açtığımda karşımda komşumuz Sait vardı. Büyükçe tabakta pilav üstü et getirmiş. Birçok zaman karşılaştığımdan ‘Niye zahmet ettiniz, hiç gerek yoktu.’ gibi saçma sapan cümleleri sıralamadan küçük bakış ve birkaç sözle içeri davet ettim. Elindekini de alıyordum bu sırada. Gelemeyeceğini, bir yere kadar gideceğini söyledi. ‘Ete dikkat et,’ diye de uyardı. Niye, hayırdır dedim. ‘Dağ keçisidir, o yüzden,’ dedi. Hayda, ben de ilk defa şahit oluyordum. Kim vurmuş, nereden gelmişti bu et şimdi. ‘Eti ye, vuranını sorma,’ dedi. Yasakmış normalde dağ keçisi avlamak. Evet, bence de avlamasınlardı. Ama vurulup taşınıp ayıklanıp pişirilip elime kadar gelen bu etten ‘hani bana hani bana’ diyen serçe parmağı mahrum edemezdim.

 

Selçuk ile yaptığımız ‘gıdanın insan fıtratı ve davranışlarına etkisi’ tartışmasından hareketle söyleyebilirim ki keçi eti, keçi sütü ve mamullerini tüketmek, dağlardan başka bir yerde yetişmeyen çeşit çeşit otlarla beslenmek, belli rakımın altında zinhar bitmeyen ters lâleyi memleketinin simgesi kılmak gibi durumlar insanlara bir şekilde etki edecektir. Köylü işin kolayına kaçıyor, yediriyorlar sanayi tavuğunu, içiriyorlar kolayı, sonra bu gıdalar vücudunuzdan benliğinizin aslınıza sirayet ediyor.
Ve siz bu işi gönüllü yapıyorsunuz neredeyse, hem de keçi beslemek de o kadar zor değilken.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1