Yeni okulum (Hakkâri'de 19 Mevsim- 12.2)
Yeni okulum
Şaşkınlığı üzerimden
attıktan sonra bir de SMS atmalıydım. Kime? Tabii ki Mevlüt’e. Geleneği o
başlatmış, Hazirandaki mahzunluğumu o teselli etmişken, haberdar olmaya hakkı
vardı: Yeni okulum Maraşal Fevzi Çakmak İlkokulu. Aynısını eşime de gönderdim.
İki dakika geçmeden aradı. SMS’in soğukluğuna tav olup hayal kırıklığı yaşamak
istememişti anlaşılan. Yazıdan sonra sözle de anlattım. Saniyelik aradan
sonra, zaten düğün coşkusuyla hareketli olan ortamdan sevinç çığlıkları
duyuldu. Kapattıktan sonra daha da hareketlenen ve havalardan inmeyen aklımın
akıldan yoksun çağrısına uyup bir an telefon rehberindeki herkese göndermek geldi
içimden, kendimi ve bendimi zor tuttum.
Vakaları
yazıya dökerken bazılarının akışını çok detaylı verdim, bazılarını yüzeysel
geçtim. Ama burada duygu çok yoğundu. Ne kadarını aktarabildim bilemem. Kalpten
kalbe giden yolda tutuk kaldıysam, aktaramadıysam da siz bilin yani, tamam mı,
çok değişikti, çok.
Hakkâri’deki
son üç günümdü artık. Geri sayım başlamıştı. Eylül tayini işimize gelmişti, ama
iki ayağımızı bir pabuca sokmuştu. Haziranda gidenler muhtemelen pişman
olmuşlardır tercih yaptıkları için. Eylülde böyle bir fırsat daha geleceğini
nereden bileceklerdi? Aynı benim ilk atamayla Hakkâri’ye gelmemden üç hafta
sonra sözleşmeli de olsa yeni atama yapılması ve daha düşük puanlıların, isteyip
de gidemediğimiz yerlere yerleşebilmeleri gibi. Çünkü Doğuyu biz doldurmuştuk,
onlar da tercihlerini tutturdular büyük çoğunlukla. Haziranda ya da ertesi sene
seçim sebebiyle yaklaşık 300 bin kişinin topluca kadroya alınmasıyla şansları
ikiye katlanmıştı. Şimdi fırsatçı bizdik. Bu tabii ne onların ne de bizim
suçumuzdu. Haziranda bu kadroların hepsi açılsaydı da hepimiz o zaman
gidebilseydik ya. Normalde açık kadrodan çok daha azını listeye koyuyorlardı.
Böyle olduğu hâlde yine de dolmuyor, mutlaka ücretli öğretmen alınıyordu. Benim
tercihlerimde mesela, biri 60 diğeri 24 kontenjanlı okullar vardı. Niye
böyleydi, anlam verememiştim. Herhâlde yeni yapılan okullardı bunlar. (Öyle
değildi, sonradan anlayacaktık.)
Beş günlük psikolojik, üç günlük de fizikî hazırlık yeterli miydi ayrılmak için? Elbette değildi. ‘Haziranda ölmek zordur’, ama tayin olmak çok kolaydır. İki ay süreniz vardır. Gerekli olan her şeyi yapabilirsiniz. Bize tanınan süreyse on günlüktü ve mümkünse pazartesi gidip hemen göreve başlamalıydık. Okullar açılıyordu çünkü. Bir dakika, nereye gidiyorduk, kolay mıydı öyle! Yukarıda da bahsettim. Hakkâri’den kimse ev taşımıyor kolay kolay, zaten gelirken getirmediği gibi. Ya bizim gibi idareten bir kısım eşyayla ya da Beytullah gibi komple ev devralıyorduk. Terk ederken de ya benim gibi parça parça satıyor ya da Beytullah gibi doğrudan evi bırakıyordu. Yeni kişi hem eşyaya hem eve gelip konuyordu, bu patolojik komün düzende.
Ailemi aradım o arada. Herkesin ümidi vardı ama yine de yüksek sesli sevinçlerle kutladılar. Ayakları benimkilerle aynı seviyedeydi. Birkaç güne kalmadan ayrılmam, gidip yerime yerleşmem gerekiyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Hakkâri bana her sene başında yaptığı gibi bu sefer de sürprizini esirgememişti; güzel temenni ve somut iyiliklerle başladığımız hafta, sevindirici fakat gayet zorlayıcı bir sürece evirilmişti. Şimdi ne yapacaktık, şu an nasıl davranacaktık? Öyle, bir günde bırakıp gitmek nasıl olacaktı? Bir sene daha kalmayı göze almıştım, yeni okulun mürüvvetini görecektik daha. Normal süreçte hiç heveslendirmeselerdi ne güzel başlamıştık seneye. Ama dakika bir gol bir olmuştu, her şeyimi vererek altından kalkmaya çalıştığım hazırlıklarla açtığımız okulu arkama bakamadan terk edip gidecektim.
Formatlanmıştım, o andan itibaren artık zihnimdeki ve kalbimdeki Hakkâri tamamen değişmişti. Yaşanan tüm üzücü olaylar, şahsen tolere edilebilir duruma gelmişti. Çarşıyı adımlarken Mecburiyet’e son birkaç kez mecbur kalacak olmanın mahcubiyetiyle iyice yavaşlamıştım. Minibüsten ilk inişimdeki portal yeniden açılmış, kırmızı halılar her yeri kaplamıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder