Zorlu şartlarda tatil edememe (Hakkâri'de 19 Mevsim- 10.10)

Zorlu şartlarda tatil edememe

31.01.2014, Cuma

Salı günü merkeze gittik. Pazartesi öğleden sonra başlayan kar 24 saat sürdü. Köyden çıktıktan 10 km. sonra nasıl oldu anlamadık, arabanın sağ arka tekerine serçe parmağı kalınlığında çelik elektrik kabloları sarıldı. Sesi duyar duymaz yavaşladık ama yine de 6 sefer sarmış dingile. Halil kardı suydu demeyip hiç tereddüt etmeden yattı arabanın altına. Canını kanırta kanırta oluşan yonganın elden gitmesi ihtimali tavan yaptırır endişeyi. Bir kişi ve ben dâhil yardım ettik de çözdük, kenara attık kabloyu, devam ettik yola. Her şeyi devletten bekleyenler inmemişti. Orada devlet Halil’di ve işi onun çözmesi gerekiyordu. Aynen devamla, o kopan kablolar sebebiyle pazartesiden perşembeye 4 gün giden elektriğin niye gelmediğini sorgulamaktan çekinmediler.

 

İşimiz bitti, yola çıktık. Bu sefer de Üzümcü Karakolunun tam önünde kara saplandık. Birazdan gelir dedikleri kürüme aracını bekledik. Son 15 dakikasına aracın da dâhil olduğu 40 dakikalık uğraşlardan sonra çıkabildik yola. Tabiî Depin’den yukarı zincir taktık mecburen.

 

Karakolun önündeyken İlhan Ediş de bizimleydi. Sağ arka dış tekeri patlamış, hâl çaresi arıyordu. Maden işletmesinden kürek alıp Halil’le birlikte çabalamaları tam ‘köy minibüsü şoförü dayanışması’nın teamüllerini koydu önümüze. İlhan’ın arabasında uçak yolcusu da var ve en çok onlar çabalıyorlardı. Bizim çok acelemiz olmamakla beraber geri dönsek de çok bir şey kaybetmiş olmazdık. Gezmeye gidiyorduk sonuçta. El atıp yardım ettik. Tâ ki camdan genç kafaları görüp tekinsiz tebessümleriyle ‘Hadi, hadi, daha iyi itin,’ sesini duyana kadar. Tirrekler… Kötülük insanın ağzından girenden çok, oradan çıkandadır. Gücüm daha da artmasına rağmen artık bir kalori bile harcamadım. Ne iş olsa yaparımcı şahsiyetsizler var sanıyorlardı karşılarında. Ânın arızaya bağlamasına az kalmıştı. Kötü de olsa bazı insanların seyirlik yanları vardı, ibretle izliyorduk pespayeliklerini. Her şeyinin tam olduğunu sananların nefret etme lüksü üzerlerine elbise gibi değil, benliklerine kadrolu yerleşmişti. Kişiliğin her şeyiyle kurtulması gerekiyordu, ama bunlar, akut umursamazlıkla arkada birçok yanlarını bırakmışlardı. İçimde tanımadığım birçok kişi vardı, böyle durumlarda kendini açığa çıkaran. Kaygılanan pek azdı, kargaşadan nemalanan aman ne çoktu. Birbirini doğuran anlaşılmaz seslerle hâlâ tartışıyorlardı şoförle, uçağa yetişemeyeceklerinden korktukları için. Keşmekeşin, kakofoninin müsebbibi onlar değilmiş gibi, üstüne, düzeltirken de yıkıp dökecekleri için, içeride kalmalarını istiyordu canla başla çalışanlar. Arabanın bir taraftaki tekerlekleri çukura giriyor ve öbür taraftakiler nasıl olsa biz sarsılmıyoruz diye istiflerini bozmuyorsa, gire çıka darbe görenler patlayınca ne yapılacak? Hadi araba kaza yapmadı diyelim. Ama tamir için inenler hep patlayan taraftakiler oluyor. Arkadaş, artık ne yedek tekerlek kaldı, ne stepne, ne çıkma... Ne tamirci kaldı, ne tamir edilecek iklim. Şoförün de dikkati dağıldı, sabrı tükendi bu ayrı gayrilikten. Araba şarampole yuvarlanacak, herifçioğlu çıkmış, ‘bu bizim meselemiz değil’ deyip iyice yerleşiyor ardının üzerine. Senin ben ardına başlarım he!

 

***

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Reis’e gelmeden önceki son birkaç günüme dair

Bunu bana yapmayacaktın!

Hakkâri'ye gidiş hâlleri-1